Powered By Blogger

25 Aralık 2011 Pazar

Alper Potuk Galatasaray'da!


Alper Potuk Galatasaray'da. Eskişehir'e giden Galatasaray yönetimi Eskişehirspor malzemecisi ve çaycısıyla her konuda anlaşarak genç yıldızı karga tulumba minibüse bindirip İstanbul'a doğru yola çıktı. Alper'in kaçırıldığını öğrenen Eskişehir yönetimi ise Alper'in kurtarılması için Amerika'dan özel bir SWAT ekibiyle anlaştığı söyleniyor. 

Diğer yandan Alper'in saat 24:00'da Florya'da olmasını isteyen imparator Fatih Terim, minibüsün su kaynattığı haberini alınca küplere bindi. Genç yıldızı disiplini altına almak imparatorun Alper'i bu disiplinsiz davranışı nedeniyle kadro dışı bırakması bekleniyor.

Yerli Transferi

Ulan ne günlerdi bee! Transfer sezonları açılır ortalık şenlenirdi. Efendim Fenerbahçe bugün 23ü yerli 35i yabancı olmak üzere toplam 87 transfer gerçekleştirdi vatana millete hayırlı olsun. Fotomaç ve türevleri bu tür haberler yapar bizim resmi sitede anında yalanlardı. 3 Temmuz'a kadardı o devir malesef. Şimdilerde yalanın dozu arttı türü değişti. Neyse konumuz bu değil.

Alper Potuk ve Özgür Çek isimleri güzide basınımızın yalancı kısmından duyulmadığı için yorumlamaya değer buluyorum. Alfabetik olarak Alper'den başlayalım.

Alper Potuk (fotoğraftaki kavruk arkadaş): Alper, Eskişehirspor altyapısından yetişmiş 91 doğumlu ortasaha mevkinde görev yapan görev ve sorumluluklarının bilincinde örnek bir birey. Tv'den izlediğim birkaç maçı ve geçen hafta çıplak gözle izlediğim Kayserispor maçından edindiğim izlenimlerime göre Alper, Tv'de kamera çektiği sırada topla oynarken iyi izlenim bırakan, top ayağına yakışan ve topu doğru yere servis edebilen bir ortasaha oyuncusu. Top rakipteyken partneri Veyselle birlikte ortasahayı iyi parselleyip rakibi karşılayıp rakip atağı bozma konusunda da başarılı bir oyuncu. Canlı gözlemimden önemli mental eksiklerinin olduğunu da söyleyebilirim. Ortasahanın sorumluluk alan oyuncusu olarak topu almadan yapabileceklerini düşünmeye başlaması gerekir. Alper, topu ayağına aldıktan sonra düşünmeyi, diğer oyuncularının sahadaki pozisyonlarını değerlendirip pası atmayı tercih ediyor ki düşünme süresi olan saliselerde çok daha iyi fırsatların kaçtığının farkında olmuyor. Fenerbahçe'de kalıcı olması için bunu aşması gerekli. Ayrıca fiziksel olarak yeterli olsa bile üst düzey oyuncu olmak istiyorsa geliştirmesi gerekir.

Özgür Çek (fotograftaki en kısa arkadaş): Özgür, Fenerbahçe altyapısından yetişmiş 91 doğumlu 2009 yılında Özer Hurmacı transferinde Ankaraspor'a takas olarak verilen solbek mevkinde görev yapan doğuştan Fenerbahçeli bir kardeşimiz. Ankaragücü ve Ümit Milli Takım performanslarına göre değerlendirirsek sol kanattan etkili bindirmeleri olan süratli ve top tekniği yüksek bir oyuncu ama Özgür tipik 3-5-2 nin bek oyuncusu yani ne hücumda gole gitme özelliği var ne de savunmada çok iyi bir kesici. Şu an Özgür Fenerbahçe'de solaçık oynayacak kıvamda değil ve sol kanatta kıyasıya rekabet var. Solbekte Caner'i hatırlatmadığı müddetçe Reto Ziegler'in iyi bir yedeği olabilir.

23 Aralık 2011 Cuma

Vişne Lekesi Yıkamakla Çıkmaz!


3 Temmuz sürecinde havada uçuşan iddiaların akıbetine göz atalım:
- Emenike'nin para sayma görüntüleri var deniliyordu. Görüntüler bir türlü ortaya çıkmadı. Yücel İldiz bile Emenike'nin "beni sakat sakat oynatırsanız bunu açıklarım" dediğini, Fenerbahçe maçında sakat olduğu için oynamadığını söyledi.

- İbrahim Akın maç satmış, hocadan fetva almış deniliyordu. İbrahim Akın'a komplo kurulduğu, telefon görüşmelerinde tuzak sorular sorularak şike iması çıkartılmak istendiği ortaya çıktı.

- Korcan'ın kız kardeşine maç satması karşılığında araba alınmıştı. Korcan'ın kız kardeşinin olmadığı, bahsi geçen arabanın başkasına alındığı ortaya çıktı.

- Bülent Uygun Fenerbahçe kazansın diye takımını oynatmamıştı. Bülent Uygun'un maç sonu konuşmalarında kazanamadığı için kızgın olduğu anlaşıldı. Hatta Bülent Uygun erken gelen gol için "Planlar tam da tutuyordu, 5 dakika daha dayanamadık. Ne güzel gidiyordu herşey." tarzı konuştuğu ortaya çıktı.



Ünal Aysal beyefendi de 12 Temmuz 2011 tarihinde çıkıp "Bu ateş üfleyerek sönmez, çözüm zamana yayılamaz." diye açıklama yaptı. Yani kısaca "ya Fenerbahçe düşürülmeli, ya da ligler ertelenmeli" dedi.

Şimdi soruyorum;
- Ünal Aysal o gün karar vermek için sağlıklı bir ortam olduğuna inanıyor muydu? Yoksa bu karambolde Fenerbahçe düşerse iyi olur diye mi düşündü? O gün Fenerbahçe ligden düşürülseydi, bu saçma sapan uydurmalar için mi düşürülecekti?

- "kararın verilmesi için gerekli bilgi ve delillerin Federasyon'umuza ivedilikle ileterek sürecin hızlandırılacağına inanıyoruz" diyen Ünal Aysal, Galatasaray'ın kayıp milyon doları için bilgilerin neden ivedilikle Federasyon'a iletilmesini sağlamadı? Neden önce gazete kağıtları gönderildi, neden ancak haftalar sonra kayıp milyon doların "kur farkından" kaynaklandığı masalı anlatıldı?

- Galatasaray'ın "Uluslararası Şike Skandalı"nda ismi geçerken, niye çıkıp böyle saçma sapan konuşmuyorlar?


Fenerbahçe'nin üzerine yıkılmaya çalışılan bunca pislikten kimse utanmayacak mı? Adil yargılama isteyen Fenerbahçeliler olarak, bu süreçten kimlerin faydalanmaya çalıştığını biliyoruz ve unutmayacağız. Namus ahlak sahibi bir insan da çıkıp bu linç girişimine ortak olduğu için özür dilemedi. Özür dilemeyi geçtim iddialar yalanlanmaya başladığından beri "aklı selim takıldım" görüntüsü vermeye çalışanlar hiç de az değil!

Kısaca, "Vişne lekesi yıkamakla çıkmaz, çözüm çamaşır suyunda aranamaz!"

Nasıl oldu, böyle filozof bilge falan oldu mu? Hadi bi koşu su getirinde söndürelim şu ateşi.


22 Aralık 2011 Perşembe

Tarihte Bugün.

Fenerbahçe Trabzon maçından 2 gün aradan sonra çıktığı Antalya deplasmanında 2 net gol pozisyonunu harcayarak 0-0 kaldığı maçtan sonra "fiziksel açıdan yetersiz" kalmakla eleştiriliyor. Galatasaray 4 gün aradan sonra evinde olmayan frikikten bulduğu golle 1-0 kazandığı maçtan sonra alkışlanıyor.

Gerçekte durumun ne olduğu aşağıda:

Kötü diye eleştirilen Fenerbahçe 24 gol attı 14 gol yedi. Ligi kasıp kavurduğu söylenen Galatasaray 27 gol attı 11 gol yedi. Gelen giden tablosuna bakınca Fenerbahçe'nin nasıl bir karakter ortaya koyduğu daha iyi anlaşılabilir.

Fenerbahçe
Gelenler: Orhan Şam, Serdar Kesimal, Sezer Öztürk, Henri Bienvenu, Reto Ziegler
Gidenler: Mamadou Niang, Emanuel Emenike, Andre Santos, Lugano, Daniel Guiza, Gökhan Ünal

Galatasaray
Gelenler: Selçuk İnan, Ceyhun Gülselam, Sercan Yıldırım, Fernando Muslera, Emmanuel Eboue, Albert Riera, Tomas Ujfalusi, Felipe Melo, Engin Baytar
Gidenler: Arda Turan, Barış Özbek, Mustafa Sarp, Harry Kewel, Lucas Neill, Lorik Cana, Robinson Zapata

Bu arada bir de fikstürün "Aziz"liği var.

Fenerbahçe 2 gün arayla 2 maç yaptı, Galatasaray 1 maç.
Fenerbahçe 3 gün arayla 6 maç yaptı, Galatasaray 3 maç.

Fikstürde resmen şike var. Utanmasalar günde çift maç yaptıracaklar ama işte diğer takımları düşünüyorlar.

Fenerbahçe hiçbir deplasman maçını haftasonu oynayamadı! Beşiktaş ve Galatasaray maçları dahil bütün deplasman maçları hafta içinde oynandı. Şükür maçları 18.00 gibi ideal(!) saatlerde oynuyoruz, mazallah 11-12 arası da oynayabilirdik halı saha gibi..


Spor kanallarının "Tarihte Bugün" bölümünde, Galatasaray'ın resmi sitesinde "Galatasaray'ın son Kadıköy galibiyeti" yer alırken, Galatasaraylılar biraz fazla uçmuyor mu?
http://www.galatasaray.org/tarih/tarihte_bugun.php

8 Aralık 2011 Perşembe

Derbi

Galatasaray maçındaki ilk 11

Bu yıl başına gelmeyen kalmayan, Emenike, Niang, Lugano gibi oyuncuları sanat eseri soruşturma nedeniyle kaybeden, yöneticisi metriste, tercümanı saha dışında tutulan bir takım olarak Gs maçına çıktık. Bugüne kadar kaybedilen puanları, bazı maçlarda oynanan kötü futbolu kafayı takmamaya çalıştık. Gs maçı içinde aynı şey geçerli olmalıydı ama olmuyor işte Fenerbahçelinin bünyesi kaldırmıyor.

Durum herkesin gördüğü gibi açık ve net. 17de 16 yapmış bir takım olarak patlak veren soruşturma sonucu Ziegler hariç istenilen seviyede transfer yapamadık, üzerine bir de 4 oyuncumuzu kaybettik. Bunun üzerine bir de Bekir ve Mehmet Topuz'un sakatlıkları bizi yabancı kontenjanı açısından da sıkıntıya soktu. Rakip cephede ise durum farklı tabi. Muslera, Melo, Eboue, Ujfalusi, Elmander, Riera gibi transferler yaptılar. Psikolojik olarak daha güçlüydüler.

Ama...
Bütün bu olumsuzluklara rağmen kazanabilirdik. Fenerbahçe bundan önce, -daha önce bu taktikle maça başladığımızı hatırlamıyorum- öne geçtiği maçlarda 4-3-3 sistemine geçip Alex'i merkez forvet pozisyonunda oynatarak skoru tutmaya çalışıyordu. Bu sisteme geçtiğimizde gol yollarında kısır olduğumuz, ilerde top tutamadığımız için de defansta aksadığımız çok maç oldu. Aykut Hoca'nın kafasındaki plan bilinmez ama, bana göre Alex'in merkez forvet olduğu, önünde koşu yapan bir oyuncu olmadığı maçlarda Fenerbahçe rakibine resmen üzerime gel çağrısı yapıyor. Hele sağda Bienvenu olunca Fenerbahçe ne sağdan ne ortadan hücum edebildi. Topu Alex'le buluşturduğumuz anlarda da Alex mecburen geri Emre'ye döndü, Emre de kalabalık defansın içine girmemek için daha geriye Selçuk Caner  veya Ziegler'e oynadı.

Gençlerbirliği maçındaki ilk 11


Bana göre Fenerbahçe 4-3-3 riski yerine klasik düzeniyle, forvette Bienvenu, arkasında Alex, sağda Özer, solda Caner ile başlamalıydı. Özer ne kadar kötü gününde olursa olsun, defansı bırakmayan, hücumda da top almaya çalışan biri. Bienvenu'nun arkasında kalan boş alanda şov yapan Bilica biraz olsun durdurulabilirdi ve Fenerbahçe Alex'ten daha çok verim alarak istediğini yapabilirdi.

Hayal kırıklığıyla geçen ilk 10 dakika sonrası maç kendini belli ediyordu. Aykut Hoca'dan maçı kurtarmak adına bir hamle bekledim ama gelmedi. İlk yarı 1-0 bitse ikinci yarı çevirme ihtimalimiz çok yüksekti ama sağolsun Bilica umutlarımızın içine etti. İkinci yarıda da gerçek kanat oyuncularıyla sahaya çıkınca maçı çevirme sinyalleri verdik. Stoch'un direkten dönen topu, Caner'in gördüğüm kadarıyla penaltı olan pozisyonu, maçın bizim adımıza en net fırsatlarıydı. İkisinden birini gol yapabilseydik eminim ki şu anda yenilginin hazımsızlığını değil, geri dönüşün keyfini yaşıyor olurduk. Gol atacağımız dakikalarda da Bilica yeniden sahneye çıktı ve maçı 3-0'a getirdi.

Fenerbahçe'nin rakibine bin üç yüz bilmem kaç gün sonra yenilmesine dövünmeye gerek yok, sonuçta yenilmez değiliz. Ama beni kahreden, bunca soruna, bunca eksiğe rağmen kazanabileceğimiz maçı bu kadar çok pozisyon vererek, 3-1 kaybetmek.

Aykut Hoca'nın bir daha böyle bir hata yapmayacağına güveniyorum. Bilica'yı da  ezon başından beri çok geniş tuttuğumuz "canınız sağolsun" kontenjanından çıkartarak, tüm ekibin canı sağolsun diyorum.