Powered By Blogger

8 Aralık 2011 Perşembe

Derbi

Galatasaray maçındaki ilk 11

Bu yıl başına gelmeyen kalmayan, Emenike, Niang, Lugano gibi oyuncuları sanat eseri soruşturma nedeniyle kaybeden, yöneticisi metriste, tercümanı saha dışında tutulan bir takım olarak Gs maçına çıktık. Bugüne kadar kaybedilen puanları, bazı maçlarda oynanan kötü futbolu kafayı takmamaya çalıştık. Gs maçı içinde aynı şey geçerli olmalıydı ama olmuyor işte Fenerbahçelinin bünyesi kaldırmıyor.

Durum herkesin gördüğü gibi açık ve net. 17de 16 yapmış bir takım olarak patlak veren soruşturma sonucu Ziegler hariç istenilen seviyede transfer yapamadık, üzerine bir de 4 oyuncumuzu kaybettik. Bunun üzerine bir de Bekir ve Mehmet Topuz'un sakatlıkları bizi yabancı kontenjanı açısından da sıkıntıya soktu. Rakip cephede ise durum farklı tabi. Muslera, Melo, Eboue, Ujfalusi, Elmander, Riera gibi transferler yaptılar. Psikolojik olarak daha güçlüydüler.

Ama...
Bütün bu olumsuzluklara rağmen kazanabilirdik. Fenerbahçe bundan önce, -daha önce bu taktikle maça başladığımızı hatırlamıyorum- öne geçtiği maçlarda 4-3-3 sistemine geçip Alex'i merkez forvet pozisyonunda oynatarak skoru tutmaya çalışıyordu. Bu sisteme geçtiğimizde gol yollarında kısır olduğumuz, ilerde top tutamadığımız için de defansta aksadığımız çok maç oldu. Aykut Hoca'nın kafasındaki plan bilinmez ama, bana göre Alex'in merkez forvet olduğu, önünde koşu yapan bir oyuncu olmadığı maçlarda Fenerbahçe rakibine resmen üzerime gel çağrısı yapıyor. Hele sağda Bienvenu olunca Fenerbahçe ne sağdan ne ortadan hücum edebildi. Topu Alex'le buluşturduğumuz anlarda da Alex mecburen geri Emre'ye döndü, Emre de kalabalık defansın içine girmemek için daha geriye Selçuk Caner  veya Ziegler'e oynadı.

Gençlerbirliği maçındaki ilk 11


Bana göre Fenerbahçe 4-3-3 riski yerine klasik düzeniyle, forvette Bienvenu, arkasında Alex, sağda Özer, solda Caner ile başlamalıydı. Özer ne kadar kötü gününde olursa olsun, defansı bırakmayan, hücumda da top almaya çalışan biri. Bienvenu'nun arkasında kalan boş alanda şov yapan Bilica biraz olsun durdurulabilirdi ve Fenerbahçe Alex'ten daha çok verim alarak istediğini yapabilirdi.

Hayal kırıklığıyla geçen ilk 10 dakika sonrası maç kendini belli ediyordu. Aykut Hoca'dan maçı kurtarmak adına bir hamle bekledim ama gelmedi. İlk yarı 1-0 bitse ikinci yarı çevirme ihtimalimiz çok yüksekti ama sağolsun Bilica umutlarımızın içine etti. İkinci yarıda da gerçek kanat oyuncularıyla sahaya çıkınca maçı çevirme sinyalleri verdik. Stoch'un direkten dönen topu, Caner'in gördüğüm kadarıyla penaltı olan pozisyonu, maçın bizim adımıza en net fırsatlarıydı. İkisinden birini gol yapabilseydik eminim ki şu anda yenilginin hazımsızlığını değil, geri dönüşün keyfini yaşıyor olurduk. Gol atacağımız dakikalarda da Bilica yeniden sahneye çıktı ve maçı 3-0'a getirdi.

Fenerbahçe'nin rakibine bin üç yüz bilmem kaç gün sonra yenilmesine dövünmeye gerek yok, sonuçta yenilmez değiliz. Ama beni kahreden, bunca soruna, bunca eksiğe rağmen kazanabileceğimiz maçı bu kadar çok pozisyon vererek, 3-1 kaybetmek.

Aykut Hoca'nın bir daha böyle bir hata yapmayacağına güveniyorum. Bilica'yı da  ezon başından beri çok geniş tuttuğumuz "canınız sağolsun" kontenjanından çıkartarak, tüm ekibin canı sağolsun diyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder