''Doğru bildiğimi hep söyleyeceğim. Bazı arkadaşlar kadar secdeye başım değmese de onlardan vicdanlıyım.'' Diyordu Aziz Yıldırım tarihi savunmasında. Doğru bildiğini kimseden çekinmeden söyleyen bir adamdır Aziz Yıldırım. Bu özelliği değil miydi? Yıllardır kibir olarak gösterilen, insanların kalbine nefret tohumları eken. O nefret tohumlarının meyve vermeye başladığı yalancı baharın cemresiydi sadece, 3 Temmuz günü gündeme bomba gibi düşen dava görünümlü darbe. Nefret ağaçlarından yetişen yasak meyveydi insanoğlunu kandırıp vicdan terazisinin ayarını kaçırtan.
Salyalı ağızlar yalanları birbir sıralıyordu. Medya ayarı kaçmış vicdanları kesin hükme vardırıyordu. ''Aziz Yıldırım suçlu!'' İthamlar ağırdı, yaman iddialar vardı. Çubuklu sevdalılarını inandıramadılar gözleriyle görmüşlerdi birini bile kaçırmadan izledikleri o maçları. Alex'in kafasından akan kanı, Mehmet Topuz'un sırılsıklam ıslanan formasını, Lugano'nun gözyaşlarını. O sahneler unutulabilir miydi? Bunların hepsi sahte olabilir miydi? ''Fenerbahçeli'nin Fenerbahçeyi sevmesi dünya'nın en büyük kıyametidir.'' Demişti üstad İslam Çupi. Darbenin ilk dakikasında anladılar bu davanın Aziz Yıldırım'a değil Fenerbahçelilerin Fenerbahçe sevgisine açıldığını. Kıyamet vakti yakındı.
''Biz bu filmi daha önce görmüştük.'' Diyordu Fenerbahçeliler, arkasından ''Balyoz'da OdaTv'de öbüründe...'' Daha insanlar polise ifade vermeden hezeyan sahibi medya, insanları itibarsızlaştırmaya başlıyor. Sonradan yalan olduğu ortaya çıkacak tonla haber yapıyordu. Bir Allah kulu gazeteci'de soluklanıp ''Bunlar adı üstünde gizli belgelerse ben bunları neden ifşa ediyorum'' diye kendini sorgulamıyordu. Çünkü bunlar gizli kalmaması gereken sahte belgelerdi. Emenike'nin para sayma görüntüleri hiçbir zaman Alex'in kafasına dikiş atılma sahnesi kadar gerçek olamadı. Yalanlar günlük üretiliyor, ayarsız vicdanlar o gün için tatmin oluyor ertesi gün unutuluyordu. Bir Allah kuluda çıkıp ''Eee dün bunu demiştiniz bak bugün yalan çıktı.'' demiyordu.
Daha en başından belliydi Fenerbahçeli'nin Fenerbahçe sevgisine kastedenlerin akıbeti. Kıyamete kadar giderdi bu isyan. Bu ulu çınar tek yaprağını dahi vermezdi kimseye. Tarih 10 Temmuz'u gösterdiğinde binlerce Fenerbahçeli Topuk Yaylasına, onbinlercesi Bağdat caddesine kıyamet gibi yağıyordu, dillerinde marşlar, besteler yüreklerinde inançla. Akşam kocasından izin alıp evden çıkamayan kadınlar Fenerbahçe'si için 50 bin olup stadını dolduruyor dünya rekoru kırıyordu. Fenerbahçeli'nin Fenerbahçe'yi sevmesi gerçekten dünya'nın en büyük kıyametiydi. Bu kıyamet sahibi kişiler yine rahat durmuyor mahkeme mahkeme duruşma duruşma formasını giyip atkısını geçirip adliye kapılarının önünde bitiveriyordu. Kimi zaman plastik mermiye maruz kalıyor, kimi zaman biber gazına. Kimi zamansa kafası yarılıyordu. Herşeye rağmen pes etmiyordu.
Bu kıyamete niyetli kişiler, bazı enaniyet sahibi kurumların planlarını bozmuştu. Çiftlikteki hesap çarşıya uymamıştı. Daha zor kurumları kendilerine bağlarken çantada keklik gördükleri bir kurumun sevdalılarından bu tepkiyi beklemiyorlardı.Üyelerini enaniyetten arındırırken kurum olarak enaniyetin esiri olmuşlardı. Bu hırsla ellerinden geleni ardına koymamaya kararlıydılar. Eski futbolcu şimdinin milletvekili enaniyet sahiplerinin kanalında ''Aziz Yıldırım ergenekoncudur.'' diyordu. Kişilerle kurumları ayırmanın basit olduğunu sananlarla, her sandıklarının doğru olduğuna inanan enaniyet sahipleri, sandık meseleleri üzerine hırlaşıyorlardı. Kıyamet sahibi kişiler olarak sonucu bildiğimizden gülerek izliyorduk.
Aradan onca zaman geçmesine rağmen tansiyonun hala düşmediğini görenler. Yanlış hesabın Bağdattan dönmesini beklerken daha Bağdat caddesinde döndüğünü yeni anlamışlar. Bu savaşın artık kazanılamayacağı gerçeğiyle yüzleşmişler. Cepheden sıvışırken bizim alakamız yok geçerken uğradık naraları atıyorlar. Kıyamet sahibi kişiler olarak buna gülüyoruz. Ahirete kalmayacak hesaplarımız var onlarla. Umarız ayarı bozulmuş vicdanlarda artık bunun farkına varır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder