Powered By Blogger

26 Kasım 2011 Cumartesi

Özer Hurmacı'ya Dost Tavsiyesi


Öncelikle belirtmek isterim ki bu satırlar ön yargıdan uzak, içinde bulunduğun kulübün şuan ki durumunu göz önüne alan formayı çıkarana kadar hiçbir futbolcudan umudunu kesmeyen bir taraftar tarafından yazılıyor.

Sevgili Özer, futbolu takip eden biri olarak söylemeliyim ki yeteneğinden şüphem yok. Gerek Ankaraspor'da gerekse Fenerbahçe'deki ilk sezonunda yaptıkların bu formayı giymek için yeterli kalitede olduğunu ispatlıyor. Yeteneğinin yanında istediğinde var yumruk şova gelirken hareketlerinden bu inancını da gördüğümü söyleyebilirim. Sahada basmadık yer bırakmıyorsun elinden geleni vermek istiyorsun buna Fenerbahçeliler şahit. Futbolun içinde olan sakatlıklardan en çok çeken profesyonellerden birisin bunun farkındayız. Bu seni depresifliğe itmesin yaşın itibariyle futbolda yapabileceklerin hayli fazla. Takımdan Mehmet Topuz ağabeyin çubukluyu yirmi yedi yaşında giydi. Sen daha yirmi beşsin umudunu kaybetmeye hakkın yok. Takım olarak psikolojik bir savaştan geçiyorsunuz. Dışarıdan ne kadar etkilenmeyin tavsiyelerinde bulunsakta yaşayan bilir. Yirmi beş milyonun onur mücadelesini sırtına almış yirmi beş adamdan birisin. Şu an aklıma gelmeyen birçok nedeninde farkında olduğumu belirteyim.

Farkında olduklarımı belirttikten sonra geldik naçizane tavsiyelerime; Öncelikle Mehmet Topuz ağabeyinin takımda yer bulmasını hatırlatayım. O da geldiğinde sakatlık yaşamış bir süre oynamamıştı. Sağ açık mevkinde oynamaya başladı Fenerbahçe gibi bir takımda öncelikle takımın bir parçası olması dişlilere uyması gerekiyordu. Vasat performansla başlayıp asli görevlerini yerine getirerek maç oynayarak azar azar üzerine koyarak güven kazandı ve bunun üzerine karakterinden farklılıklarını katarak kadronun değişmez elemanı oldu. Sen bunlara benden daha yakın şahit oldun. Benim görmediğim birçok noktayı da gördüğünü tahmin ediyorum. Mehmet Topuz'la kıyaslarsak potansiyelin daha fazla bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Mehmet ağabeyine göre fiziksel olarak eksikliğin var ama kapatılabilir. Altyapı eğitiminle mental olarak ondan üstün olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim bu fark kapatılamaz. Form tutup kaliteni sahaya tamamen yansıtabilmek için şans bulduğunda 1. viteste başlayıp formunu kısa zamanda yükseltmeni öneririm. 4. 5. viteste kalkıp hızlanmak uzun zaman alır. Kapasiteni oyun zekanı sahaya tamamen yansıtabilmek için güvene ihtiyacın var. Bu güvene ulaştığında yavaş yavaş gerçek Özer'e ulaşacağına şüphem yok.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Bilmediklerim

'Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp' demiş çok iyi çok güzel demiş atalarımız, bugünlerde facebook ergenlerinin benimsediği 'Sevdiğini serbest bırak dönerse senindir dönmezse elindir' var bir de.

Konumuz ise Diego Lugano, sevdiğimizi serbest bıraktık ya sağolsun o da dönmek istiyor. Gelsin başımızın üstünde yeri var iyi futbolcudur kendileri. Ama gelmek istediği yer neresi Fenerbahçe. İstanbul'a yaşamak için değil Fenerbahçe'de futbol oynamak için gelmek istiyor. Fenerbahçe sadece iyi futbolculardan oluşan bir futbol takımı mı? Fenerbahçelilik futbol takımının başarısına odaklı bir aidiyet mi? Fenerbahçe son maçta kaybettiğinde en rezil bizler miyiz? Biz Fenerbahçeliler kendimizi öyle mi görüyoruz. Türkiye'nin kalan dörtte üçünün gördüğü gibi mi? Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. İkinci yolu mu seçmek istiyorsunuz? Bütün mutluluğumuz takımın iyi futbolculardan oluşması mı?

Sizi bilmemde benim için öyle değil. Ben bu formayı içindeki futbolcuların yüzü suyu hürmetine sevmedim. Yakıştıramıyorum ihanet edenleri, kirlendiğinde zevkle yıkadığım formama. Kusuruma bakmayın beni de böyle kabul edin. Ben kimi yakıştırıyorum söyleyeyim. Şampiyonlar Liginden men edilmemizin ertesi günü basın toplantısında konuşurken dudakları büzülen, hepimiz gibi bütün içtenliğiyle dokunsan ağlayacak kıvamda olan Volkan Demirel'e yakıştırırım. Eee onunda jöle mevzu var küfretti taraftara... Saygısızlık karşılıklıdır karşılıklı olan duyguları tercih ederim. Diego Lugano taraftarın sevgisine profesyonellikle karşılık verdi. Saf profesyonellik, ilk geldiği günden beri. Zamanında onu bile fazla görenler oldu onlara girmeyelim. Mevcut sözleşmesinden çok daha iyi şartlar olmamasına rağmen başka takıma gitmek istedi Lugano. En zor günümüzde. Bana göre ihanet etti. Mamadou Niang'ta ayrıldı bu takımdan ama onunki daha geçerli bir nedendi. Zaten o sözleşme teklifini kulüp normal şartlarında iken bile kabul etmesi normaldi.

Özet:Bu yazı uzun kaçtı özet geçeyim dedim.Ben en samimi duygularımla bağlı olduğum renklerde kendimden bir şeyler görmek istiyorum. Bu formayı giyen sporcularda biraz amatör ruh ve samimiyet istiyorum. İşi gücü bırakıp caddelerde biber gazı yiyenler olarak hak ediyoruz, fazla şey değil bence. Fenerbahçe'yi sadece iyi futbolcular sanan tatlı su Fenerlileri ne düşünüyor gerçekten bilmiyorum.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Yazıktır-Günahtır

Memleketinden binlerce kilometre öteye, bu uzak diyara, ekmek parası kazanmaya gelen binlerce zorlukla eziyetle karşı karşıya bırakılan Fil Dişi Sahili vatandaşı iki futbolcunun yürek burkan görüntülerini izlettirmek istiyorum sizlere sayın seyirciler. Gerçi birisi bu eziyete dayanamadı ve gitti sezon başı geri getirilmek istense de bir kere ağzı yandığı için dönüp bakmadı bile. Diğeriyse gitmek için gün sayıyor...

Öncelikle yüreklerinizi dağlayacak bu görüntüleri izlerken herhangi bir ruhsal travma yaşamamanız için buradaki(mümkünse ctrl'ye basarak) müziği sesi fazla açmadan dinlemenizi ve izlerken videoların sesini kapatmanızı şiddetle öneririm.


Maalesef bu dram karşısında gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Ağlamaktan başka elimizden bir şey gelmiyor işte bu yüzden kendimizden ne kadar utansak azdır. Bu eziyete kayıtsız kalıyoruz ve dilsiz şeytanlar kontenjanında yerimizi ayırtıyoruz.

Madalyonun öbür yüzüne baktığımızda bu zulmün sadece tribünden futbolculara uygulanmadığını, şuradan (mümkünse ctrl'ye basarak) dinleyeceğiniz bir diğer fon müziğimizle bazı futbolcularında yeteri kadar zalim olduğunu, tribündeki en mülayim insanı bile en masum değerlerine hakaret ederek çileden çıkarabileceğini, tahrik edebileceğini, görüyoruz.

Utanmaz bir de hiçbir şey olmamış gibi topu köşeye dikiyor.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Uruguaylı



2006 yazının sarı sıcağında Sarı Uruguaylının Fenerbahçeli olacağı haberleri çıkıyordu. Fenerbahçe forumlarının değişmezi olan yönetici yakını duyumcu arkadaşlar müjdeliyordu transferi. Her imza döneminde beklettiği gibi yine bekletiyordu. Bekle Allah bekle Uruguaylı gelecek hayat bayram olacak. Şampiyonlar Ligi Play-Off maçlarına Can Arat'la çıkınca elenmek kaçınılmaz oldu. Bu arada Uruguaylı, Güney Amerikanın Şampiyonlar Ligi Libertadores kupasını kaldırıyordu. Ödüllerini topladığı gibi İstanbul'a geldi.

Yıllarca sağlam defans açlığı çeken takıma ilaç gibi gelmişti. İyi savunmasının yanında savaşçı ruhunu golcülüğünü de getirmişti. Bunlarla birlikte taraftarın gözüne girmesi ve Can Arat'ın kızağa çekilmesi de kaçınılmaz oldu. Özellikle golcülüğüyle Luciano'yu aratmıyordu. Şimdi gitti ikisini de arıyoruz. Aldığı paranın sonuna kadar hakkını veren nadir futbolculardandı. Maçlardan sonra forması kirlenmek güzeldir reklamları gibiydi. Formasından kan, ter ve çamur eksik olmuyordu. Maçtan sonra formasını da kimseyle değiştirmiyordu. Kirli kirli vermek ayıp olurdan ziyade forma kutsaldır taraftara ayıp olur diyordu Uruguaylı.

Her güzelin bir kusuru olur derler ya Uruguaylı'da biraz paracıydı. Tabi ki bu bana göre bir kusur hiçbir futbolcu babasının hayrına oynamaz ama Tota bunu abartıyordu. Transfer dönemi menajerini başka diyarlara otlanmaya salıyordu. Sözleşmesi bittiğinde menajeriyle birlikte İtalya'da ki bütün kulüpleri gezmeyi ihmal etmeyip yine kürkçü dükkanına dönüyordu. Savaşçılığı taraftar için ne kadar sempatikse çubukluya kürkçü dükkanı muamelesi yapması o kadar iticiydi.

Son sezonunda Yobo başkanın gelmesiyle kürkçü dükkanı sakinleri yıllardır aradığı savunma tandemini (Uche-Hogh) ikilisinden sonra bulmuştu ama masal kısa sürdü. Malum 3 Temmuz'dan itibaren yaşananlar 2006 Juventusunu hatırlatırken bende size sarı bir Çekoslovakyalılaştırılmış vatandaşın sözlerini hatırlatırım ''Eğer bir takım küme düşerse futbolcular gider, adamlar kalır-Pavel Nedved'' Sarı Uruguaylı bu tanıma uyamadı. Takım küme düşmeden o gemiyi terk etti. Menajeri aklını çeldi vs. ben menajer tanımam arkadaş ben sahada ki Uruguaylıyı bilirim. Tek dileğim yolun açık ve buralardan uzak olsun. Çubukluyu artık giymeni istemesem de bu topraklarda başka formayla görmeyi de hazmedemem.

15 Kasım 2011 Salı

Pes!


Pes diyorum.. Ama onlar pes etmiyor. Vukuatı az olmayan, evlere şenlik "EMNİYET"ten bahsediyorum!

Kaçırılan Deniz Otobüsü

Kartepe deniz otobüsü geçenlerde bir terörist tarafından kaçırılmıştı hatırlayacağınız üzere. 18.30'da kaçırılan deniz otobüsü saatlerce Marmara'da serseri mayın gibi dolaştı. Saat 05:35'de de operasyona karar verildi. Şaka gibi değil mi? Üzerinde silah ve 400 gram patlayıcı bulunan bir terörist, 11 saat boyunca masum insanlarla baş başa kaldı, Marmara'da cirit attı.

Yetkililer operasyon başarılı diyorlar, gülesim geliyor. Eğer terörist üzerindeki bombayı patlatmak isteseydi, ne olacaktı? Operasyon devletin hangi becerisi sayesinde başarılı? O deniz otobüsündeki insanların şu an yaşıyor olmalarının tek nedeni, teröristin bombayı patlatmamış olması. Diğer bir deyişle, teröristin başarısızlığı.

Kısacası, teröristin insafına kaldık..




Yine, yeniden polis cinneti

Gelelim başka bir başarı hikayesine.. Haberde aynen şunu diyor: "Cinnet geçiren polis karısını ve amirini öldürdü. Olayın ardından evine dönen V.A, polis ekiplerince gözaltına alındı."

Polis eve gidiyor, karısını öldürüyor, kayınvalidesini yaralıyor. Elini kolunu sallaya sallaya evden çıkıp polis merkezine gidiyor, POLİS MERKEZİNDE, POLİS AMİRİNİ öldürüyor. Tekrar elini kolunu sallaya sallaya merkezden çıkıyor ve evine gidiyor. Sanki ekmek alıp bakkaldan çıkar gibi, amiri vurup çıkıyor.

"Polis memuru nasıl kaçtı?" diye soruluyor emniyet müdürüne olay sonrası gazeteciler tarafından. Cevap şu: "Kaçmadı, evine gitti." Bu kadar yani.. Cinnet geçiren bir adam, 2 kişinin katili bir adam evine gitmiş, ne sorun var bunda canım abartmayın. O kadar da olsun artık, emniyet her kaçanı yakalayacak diye bir kural mı var?

Bu adam eve giderken yoldan geçen biriyle çarpışsa ne olacaktı? Bu adam yolda "ters baktı" diye, birine daha vursa ne olacaktı? Ama vurmadı diye, başka birinin daha canını almadı diye, sorun yok galiba. "Adam evine gitti" sadece!

Kısacası, şansımızın insafına kaldık..

14 Kasım 2011 Pazartesi

Ruhunu Sevdiklerim

Uzun zamandır yazmıyorum konu olmadığından değil üşendiğimden ama sabır taşı çatladı. Konumuz milli takım, malumunuz milli takım Euro 2012'ye katılmak için oynadığı play-off 'un ilk ayağı olan maçı 3-0 kaybedip tur şansını zora soktu. Zora soktu sporun klişelerindendir ama zora sokmak burada yanlış oldu ülke olarak turnuvayı kafada bitirdik diyebilirim. Buna neden olan sadece futbol takımı veya teknik heyet değildi. Onlar kadar belki onlardan daha fazla pay sahibi olan tribündeki adamcıklardı. Maça takımı desteklemek dışında amaçlarla giden bu adamcıklar, dikkat edin taraftar demiyorum. Taraftar, takımını destekler yeri geldiğinde protesto eder ama böylesine önemli bir maçta daha skor 2-0 iken oyuncuları demoralize etmek taraftarlıkla alakası olmayan bir olay. Farklı kuyruk acılarını bir nebze dindirmek için o tribünde bulunan adamcıklar işin ucunda milli takım olduğunu bile bile bu eylemlerini gerçekleştirdiler. Zaten takım kötüydü maç farka gitmişti vs. gibi kendilerini savunan cümleler kurabiliyorlar ki haklılar. Kuyruk acılarının çıkış noktası olan bu inanç eksikliği karakterlerine işlemiş bir durum. Oysa farklı karakteri olan camianın taraftarı 3-0 dan 4-3 maç çevirmelere imkansız denilen yerden zirveye çıkmalara alışkındır. Sadece kulüp olarak değil milli takımın Euro 2008 hikayesi tazeliğini korurken tribündeki adamcıkların durumu inanç eksikliğinden ziyade art niyeti barındırıyor. İçlerindeki bu art niyete karşılık yedikleri küfür bu güruhun zoruna da gidiyor, enteresan. Benzer olayların önceki milli maçlarda yine aynı statta yaşanmış olmasına rağmen ısrarla aynı stada maç veriliyor olması daha da enteresan.