
Yıllarca sağlam defans açlığı çeken takıma ilaç gibi gelmişti. İyi savunmasının yanında savaşçı ruhunu golcülüğünü de getirmişti. Bunlarla birlikte taraftarın gözüne girmesi ve Can Arat'ın kızağa çekilmesi de kaçınılmaz oldu. Özellikle golcülüğüyle Luciano'yu aratmıyordu. Şimdi gitti ikisini de arıyoruz. Aldığı paranın sonuna kadar hakkını veren nadir futbolculardandı. Maçlardan sonra forması kirlenmek güzeldir reklamları gibiydi. Formasından kan, ter ve çamur eksik olmuyordu. Maçtan sonra formasını da kimseyle değiştirmiyordu. Kirli kirli vermek ayıp olurdan ziyade forma kutsaldır taraftara ayıp olur diyordu Uruguaylı.
Her güzelin bir kusuru olur derler ya Uruguaylı'da biraz paracıydı. Tabi ki bu bana göre bir kusur hiçbir futbolcu babasının hayrına oynamaz ama Tota bunu abartıyordu. Transfer dönemi menajerini başka diyarlara otlanmaya salıyordu. Sözleşmesi bittiğinde menajeriyle birlikte İtalya'da ki bütün kulüpleri gezmeyi ihmal etmeyip yine kürkçü dükkanına dönüyordu. Savaşçılığı taraftar için ne kadar sempatikse çubukluya kürkçü dükkanı muamelesi yapması o kadar iticiydi.
Son sezonunda Yobo başkanın gelmesiyle kürkçü dükkanı sakinleri yıllardır aradığı savunma tandemini (Uche-Hogh) ikilisinden sonra bulmuştu ama masal kısa sürdü. Malum 3 Temmuz'dan itibaren yaşananlar 2006 Juventusunu hatırlatırken bende size sarı bir Çekoslovakyalılaştırılmış vatandaşın sözlerini hatırlatırım ''Eğer bir takım küme düşerse futbolcular gider, adamlar kalır-Pavel Nedved'' Sarı Uruguaylı bu tanıma uyamadı. Takım küme düşmeden o gemiyi terk etti. Menajeri aklını çeldi vs. ben menajer tanımam arkadaş ben sahada ki Uruguaylıyı bilirim. Tek dileğim yolun açık ve buralardan uzak olsun. Çubukluyu artık giymeni istemesem de bu topraklarda başka formayla görmeyi de hazmedemem.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder