Powered By Blogger

18 Mart 2012 Pazar

Başkan

Volkan Demirel: Başkan gitti yetim kaldık.Bunun üzerine söylenecek söz yoktur sanırım. Sekiz ay oldu Başkanımızı bizden aldıklarından sonra.

Nedir derdiniz yahu alın kupa sizin olsun biz şampiyon olmuşuz var mı ötesi. Birileri şampiyon olacakmış tepe tepe şampiyon olsun yok ki gözümüz. Altmış yaşında bir insanı suçsuz yere hapis yatıracak kadar mı döndü gözünüz. Alın kupalar, şampiyonluklar, sevinçler sizin olsun biz formalarımıza döktüğümüz gözyaşlarıyla da mutluyuz.

İnce ince çalışıyorlarmış çalışın bakalım alınteri hırsızlığının adı ne zamandan beri ince çalışma oldu. Benim bildiğim hırsızlar ince çalışır. Vatandaşın vergilerini şirin bir şehrimizin takımına örtülü ödenekten bonservis parası denkleştirin. O şirin şehrimiz değil miydi? Mutlu olduğunda bütün Türkiye'ye mutluluğu vaadeden. Çok mu önemli bir şehrin belediye yönetimini parti olarak elde etmek ya da iki üç milletvekili sandalyesine rezervasyon yaptırmak. Büyük millet meclisinin wireless bağlantısından süper lig maçlarını takip ettirmek. Kupaya mı endeksli çalışıyor yarım akıllı şirin bir şehrimizin insanlarının politik görüşü.

Yalancılığın aleni yapılıp ceza görmediği medya kurumlarıyla da gelin ince çalışın. Yazsın yalancı kalemler yerden yere vursun işine geleni yazsın işine gelmeyeni hasıraltı etsin milyonlarca düşünce özürlüsünün sesi olsun. Bunca düşünce özürlüsünün nefreti değil miydi? Sizin bu palavralarınızı inandırıcı kılan. Sizin yalan tacirlerinin arz-ına talep olan. En basitinden bir küfürdü -hasiktir affınıza sığınarak söylediğim. Bu küfrü kullanan Fenerbahçeli oyuncu üç maç ile cezalandırılırken onun ingilizcesini hakeme sarfeden kırmızı formalı bir oyuncu günlük yaşamına devam edebiliyor aynı ülke sınırlarında. Yabancı oyuncu olduğu için turist sayıldığından hoşgörü de bulunalımdan girer bacasız sanayi edebiyatından çıkarsınız. Sizin düşünce özürlüleri bunu bekliyor fazlasına ne gerek var.

Ne yüzsüz insanlarsınız hayır bunu yanlış anlamayın sizi temsil eden insanın yüzündeki altı santimetre kalınlığındaki botoks tabakasından bahsetmiyorum. Aklıma gelmişken sorayım botoks'un yüz kızarmasını engelleyen bir özelliği var mı? Olması lazım rakip kulüpteki mevkidaş'ı bir takım suçlamalarla karşı karşıyayken ve kendisini savunma imkanına dahi sahip değilken bir an önce cezalandırılmasını isteyen bir kulüp başkanından bahsediyoruz. Sahi savunmalar ne oldu iddaname'yi hatim edenler ucundan kıyısından baktınız mı? Ağır mı geldi en baba iddaların buzdağı görmüş titanik gibi batışa geçmesi. Bir zamanlar bekçisi olduğunuz adalete şimdi sığıntı mı oldunuz ve hala yüzünüz kızarmadı mı?

Olmadı işte sahada gözlerinin içine bakarak veremedik en ağır cevabı yüzsüzlere. Yetim çocuk gibi kaldı bizimkiler oysa yürekli başlamışlardı kavgaya ama kendilerini izleyen iki gözün eksikliğini hissettiler iki gözüm. Her galibiyet sevincinde ağır babacan tavırlarıyla gelirken hazırola geçtikleri kafalarını okşayan adamın eksikliğini hissettiler. Keşke kaybetselerdi içlerinde tatlı bir korku olsaydı -eyvah içerde Başkan canımıza okuyacak deselerdi içten içten dudaklarını ısırsalardı. Statta binlerce kardeşleri omuz omuzaydı kenarda Aykut Ağabeyleri vardı. Herşey tamamdı da o eksikti işte. Hani rakip takımın eşşek taraftarı der ya -eziksiniz eheheheh. Evet bu sefer doluya sıktınız aferin ezik kaldık orada. Yıllarca galip geldiğimiz sahada binlerce taraftarıyla iki muhteşem golle rakibin çökmek üzere olan inancıyla baş edemedik eziktik. İki göz eksiktik.

Derbi Yorum

Derbilerin tekniği taktiği olmaz diye yıllarca söyler dururum. Derbi psikolojik savaştır bana göre.

Bugün de öyle oldu hırsıyla sahaya çıkan çubuklu alanları kırmızılılara dar etti. Erken gelen iki gol hırsın beceri ve şans desteğiyle ödüllendirilmesi gibiydi. Ne olduysa ondan sonra oldu takım olarak farklı düşünceler içine girildi. Stoch gençliğin ve tecrübesizliğin verdiği heyecanla takım savunmasını aksatmaya, aceleyle 3 ü 4 ü bulmaya odaklanmış gibi görünüyordu. Cristian maçın kazanıldığı düşüncesine girmiş gibi rölanti oynamadan yanaydı. Defans oyuncuları geriye yaslanarak gol yemeyeceklerini düşünürken, Stoch-Cristian-Serdar üçlüsü arasındaki mesafe açılıyor bu boşlukları oyun zekası lig ortalamasının üstünde olan kırmızı takımın oyuncuları iyi değerlendiriyordu. Topla daha rahat oynamaya başlayan kırmızılılar burdan aldıkları cesaretle gol bulup panik havasına girmeye meyilli Fenerbahçe takımına istedikleri panik ortamını yaratıyordu. Maçı izlerken ikinci yarıya kadar skorun değişmemesi için bildiğim duaları ediyordum.

Soyunma odasından çubuklu formanın erken çıkması şahsımı -yine boşladılar düşüncelerine sevk ediyordu. İkinci yarı 5 bilemedin 10 dakika topu tutmaya çalışan Fenerbahçe'nin havası yine sönüyor soyunma odasında motivasyondan ziyade 15 dakika soluklanıldığını anlıyordum. Havası sönen takımla hücum yaparak savunma yapılamayacağı anlaşılınca Aykut Hoca tarafından birinci elden savunmacı olan Selçuk Şahin dahil oluyordu. Ortasahanın daha derli toplu olması istenirken topla arası limoni olan oyuncular yine dikişi tutturamıyordu. Bir zaman Cristian adlı oyunun rölanti yönünü seven arkadaşın alışılmadık bir değişiklik isteği gözlerimizde ışık olup parlıyordu. Bizim gibi gözleri parlayan oyunun iki yönünde de canını dişine takarak oynayacağına emin olduğumuz genç oyuncu Özgür Çek'in ısındığını görüyorduk ama girmiyordu Özgür hevesimiz kursağımızda kalıyordu. 4-3-3 te Alex'i en uçta oynarken görüp defalarca çıldıran ben 35 dakika'nın bu şekilde savunma yaparak geçmeyeceğini düşünüyor sigara yakıyordum. Tam sigaram bitmek üzereyken Alex kaptanlık pazubandını takımın yüreği Emre'ye devrediyordu. Kaptan'ın yerine dahil olan İssiar Dia'ya kontra topu gelmesi için yeniden dua etmeye başlıyordum. Zaman inanılmaz yavaş ilerlerken saate küfrediyordum. Her dakika duvara çentik atma totemine başlamıştım ki kırmızılı bir arkadaş ikinci gole kafasına yabancı madde yağarken seviniyordu. Bu kadar kötü oyunun sonunda basit goller yedik şeklindeki yakınmalara ayar olduğum için Serdar olmasaydı Lugano olsaydı aynı zamanda halam amcam olur muydu babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi gibi sorulara kafa yormamayı tavsiye ediyorum. Akıllarda kalan ise kötü oyun, beklentinin altında tribün, geleceğe umutla bakabileceğimiz Moussa Sow ve çabalayan Emre Belözoğlu...

Playofflara kadar şeref tribününe bir transfer ihtiyacı olduğuda aşikar. Şeref tribününde gözleri parlayan bir Aziz Yıldırım varken hem futbol hem basketbol takımlarında motivasyon eksikliğinin kalmayacağını düşünüyorum. Hala neşter bizim elimizde kendi göbeğimizi kesmek için imkanlar mevcut. Kesebilir miyiz inşallah.