Powered By Blogger

18 Mart 2012 Pazar

Derbi Yorum

Derbilerin tekniği taktiği olmaz diye yıllarca söyler dururum. Derbi psikolojik savaştır bana göre.

Bugün de öyle oldu hırsıyla sahaya çıkan çubuklu alanları kırmızılılara dar etti. Erken gelen iki gol hırsın beceri ve şans desteğiyle ödüllendirilmesi gibiydi. Ne olduysa ondan sonra oldu takım olarak farklı düşünceler içine girildi. Stoch gençliğin ve tecrübesizliğin verdiği heyecanla takım savunmasını aksatmaya, aceleyle 3 ü 4 ü bulmaya odaklanmış gibi görünüyordu. Cristian maçın kazanıldığı düşüncesine girmiş gibi rölanti oynamadan yanaydı. Defans oyuncuları geriye yaslanarak gol yemeyeceklerini düşünürken, Stoch-Cristian-Serdar üçlüsü arasındaki mesafe açılıyor bu boşlukları oyun zekası lig ortalamasının üstünde olan kırmızı takımın oyuncuları iyi değerlendiriyordu. Topla daha rahat oynamaya başlayan kırmızılılar burdan aldıkları cesaretle gol bulup panik havasına girmeye meyilli Fenerbahçe takımına istedikleri panik ortamını yaratıyordu. Maçı izlerken ikinci yarıya kadar skorun değişmemesi için bildiğim duaları ediyordum.

Soyunma odasından çubuklu formanın erken çıkması şahsımı -yine boşladılar düşüncelerine sevk ediyordu. İkinci yarı 5 bilemedin 10 dakika topu tutmaya çalışan Fenerbahçe'nin havası yine sönüyor soyunma odasında motivasyondan ziyade 15 dakika soluklanıldığını anlıyordum. Havası sönen takımla hücum yaparak savunma yapılamayacağı anlaşılınca Aykut Hoca tarafından birinci elden savunmacı olan Selçuk Şahin dahil oluyordu. Ortasahanın daha derli toplu olması istenirken topla arası limoni olan oyuncular yine dikişi tutturamıyordu. Bir zaman Cristian adlı oyunun rölanti yönünü seven arkadaşın alışılmadık bir değişiklik isteği gözlerimizde ışık olup parlıyordu. Bizim gibi gözleri parlayan oyunun iki yönünde de canını dişine takarak oynayacağına emin olduğumuz genç oyuncu Özgür Çek'in ısındığını görüyorduk ama girmiyordu Özgür hevesimiz kursağımızda kalıyordu. 4-3-3 te Alex'i en uçta oynarken görüp defalarca çıldıran ben 35 dakika'nın bu şekilde savunma yaparak geçmeyeceğini düşünüyor sigara yakıyordum. Tam sigaram bitmek üzereyken Alex kaptanlık pazubandını takımın yüreği Emre'ye devrediyordu. Kaptan'ın yerine dahil olan İssiar Dia'ya kontra topu gelmesi için yeniden dua etmeye başlıyordum. Zaman inanılmaz yavaş ilerlerken saate küfrediyordum. Her dakika duvara çentik atma totemine başlamıştım ki kırmızılı bir arkadaş ikinci gole kafasına yabancı madde yağarken seviniyordu. Bu kadar kötü oyunun sonunda basit goller yedik şeklindeki yakınmalara ayar olduğum için Serdar olmasaydı Lugano olsaydı aynı zamanda halam amcam olur muydu babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi gibi sorulara kafa yormamayı tavsiye ediyorum. Akıllarda kalan ise kötü oyun, beklentinin altında tribün, geleceğe umutla bakabileceğimiz Moussa Sow ve çabalayan Emre Belözoğlu...

Playofflara kadar şeref tribününe bir transfer ihtiyacı olduğuda aşikar. Şeref tribününde gözleri parlayan bir Aziz Yıldırım varken hem futbol hem basketbol takımlarında motivasyon eksikliğinin kalmayacağını düşünüyorum. Hala neşter bizim elimizde kendi göbeğimizi kesmek için imkanlar mevcut. Kesebilir miyiz inşallah.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder