Diğer yandan Alper'in saat 24:00'da Florya'da olmasını isteyen imparator Fatih Terim, minibüsün su kaynattığı haberini alınca küplere bindi. Genç yıldızı disiplini altına almak imparatorun Alper'i bu disiplinsiz davranışı nedeniyle kadro dışı bırakması bekleniyor.
"Çağımız kahramanlar çağı değil, takım oyunu ve bloklar arası yardımlaşma çağıdır." Ömer Üründül
25 Aralık 2011 Pazar
Alper Potuk Galatasaray'da!
Yerli Transferi
Ulan ne günlerdi bee! Transfer sezonları açılır ortalık şenlenirdi. Efendim Fenerbahçe bugün 23ü yerli 35i yabancı olmak üzere toplam 87 transfer gerçekleştirdi vatana millete hayırlı olsun. Fotomaç ve türevleri bu tür haberler yapar bizim resmi sitede anında yalanlardı. 3 Temmuz'a kadardı o devir malesef. Şimdilerde yalanın dozu arttı türü değişti. Neyse konumuz bu değil.Alper Potuk ve Özgür Çek isimleri güzide basınımızın yalancı kısmından duyulmadığı için yorumlamaya değer buluyorum. Alfabetik olarak Alper'den başlayalım.
Alper Potuk (fotoğraftaki kavruk arkadaş): Alper, Eskişehirspor altyapısından yetişmiş 91 doğumlu ortasaha mevkinde görev yapan görev ve sorumluluklarının bilincinde örnek bir birey. Tv'den izlediğim birkaç maçı ve geçen hafta çıplak gözle izlediğim Kayserispor maçından edindiğim izlenimlerime göre Alper, Tv'de kamera çektiği sırada topla oynarken iyi izlenim bırakan, top ayağına yakışan ve topu doğru yere servis edebilen bir ortasaha oyuncusu. Top rakipteyken partneri Veyselle birlikte ortasahayı iyi parselleyip rakibi karşılayıp rakip atağı bozma konusunda da başarılı bir oyuncu. Canlı gözlemimden önemli mental eksiklerinin olduğunu da söyleyebilirim. Ortasahanın sorumluluk alan oyuncusu olarak topu almadan yapabileceklerini düşünmeye başlaması gerekir. Alper, topu ayağına aldıktan sonra düşünmeyi, diğer oyuncularının sahadaki pozisyonlarını değerlendirip pası atmayı tercih ediyor ki düşünme süresi olan saliselerde çok daha iyi fırsatların kaçtığının farkında olmuyor. Fenerbahçe'de kalıcı olması için bunu aşması gerekli. Ayrıca fiziksel olarak yeterli olsa bile üst düzey oyuncu olmak istiyorsa geliştirmesi gerekir.
Özgür Çek (fotograftaki en kısa arkadaş): Özgür, Fenerbahçe altyapısından yetişmiş 91 doğumlu 2009 yılında Özer Hurmacı transferinde Ankaraspor'a takas olarak verilen solbek mevkinde görev yapan doğuştan Fenerbahçeli bir kardeşimiz. Ankaragücü ve Ümit Milli Takım performanslarına göre değerlendirirsek sol kanattan etkili bindirmeleri olan süratli ve top tekniği yüksek bir oyuncu ama Özgür tipik 3-5-2 nin bek oyuncusu yani ne hücumda gole gitme özelliği var ne de savunmada çok iyi bir kesici. Şu an Özgür Fenerbahçe'de solaçık oynayacak kıvamda değil ve sol kanatta kıyasıya rekabet var. Solbekte Caner'i hatırlatmadığı müddetçe Reto Ziegler'in iyi bir yedeği olabilir.
23 Aralık 2011 Cuma
Vişne Lekesi Yıkamakla Çıkmaz!
3 Temmuz sürecinde havada uçuşan iddiaların akıbetine göz atalım:
- Emenike'nin para sayma görüntüleri var deniliyordu. Görüntüler bir türlü ortaya çıkmadı. Yücel İldiz bile Emenike'nin "beni sakat sakat oynatırsanız bunu açıklarım" dediğini, Fenerbahçe maçında sakat olduğu için oynamadığını söyledi.
- İbrahim Akın maç satmış, hocadan fetva almış deniliyordu. İbrahim Akın'a komplo kurulduğu, telefon görüşmelerinde tuzak sorular sorularak şike iması çıkartılmak istendiği ortaya çıktı.
- Korcan'ın kız kardeşine maç satması karşılığında araba alınmıştı. Korcan'ın kız kardeşinin olmadığı, bahsi geçen arabanın başkasına alındığı ortaya çıktı.
- Bülent Uygun Fenerbahçe kazansın diye takımını oynatmamıştı. Bülent Uygun'un maç sonu konuşmalarında kazanamadığı için kızgın olduğu anlaşıldı. Hatta Bülent Uygun erken gelen gol için "Planlar tam da tutuyordu, 5 dakika daha dayanamadık. Ne güzel gidiyordu herşey." tarzı konuştuğu ortaya çıktı.
Ünal Aysal beyefendi de 12 Temmuz 2011 tarihinde çıkıp "Bu ateş üfleyerek sönmez, çözüm zamana yayılamaz." diye açıklama yaptı. Yani kısaca "ya Fenerbahçe düşürülmeli, ya da ligler ertelenmeli" dedi.
Şimdi soruyorum;
- Ünal Aysal o gün karar vermek için sağlıklı bir ortam olduğuna inanıyor muydu? Yoksa bu karambolde Fenerbahçe düşerse iyi olur diye mi düşündü? O gün Fenerbahçe ligden düşürülseydi, bu saçma sapan uydurmalar için mi düşürülecekti?
- "kararın verilmesi için gerekli bilgi ve delillerin Federasyon'umuza ivedilikle ileterek sürecin hızlandırılacağına inanıyoruz" diyen Ünal Aysal, Galatasaray'ın kayıp milyon doları için bilgilerin neden ivedilikle Federasyon'a iletilmesini sağlamadı? Neden önce gazete kağıtları gönderildi, neden ancak haftalar sonra kayıp milyon doların "kur farkından" kaynaklandığı masalı anlatıldı?
- Galatasaray'ın "Uluslararası Şike Skandalı"nda ismi geçerken, niye çıkıp böyle saçma sapan konuşmuyorlar?
Fenerbahçe'nin üzerine yıkılmaya çalışılan bunca pislikten kimse utanmayacak mı? Adil yargılama isteyen Fenerbahçeliler olarak, bu süreçten kimlerin faydalanmaya çalıştığını biliyoruz ve unutmayacağız. Namus ahlak sahibi bir insan da çıkıp bu linç girişimine ortak olduğu için özür dilemedi. Özür dilemeyi geçtim iddialar yalanlanmaya başladığından beri "aklı selim takıldım" görüntüsü vermeye çalışanlar hiç de az değil!
Kısaca, "Vişne lekesi yıkamakla çıkmaz, çözüm çamaşır suyunda aranamaz!"
Nasıl oldu, böyle filozof bilge falan oldu mu? Hadi bi koşu su getirinde söndürelim şu ateşi.
22 Aralık 2011 Perşembe
Tarihte Bugün.
Fenerbahçe Trabzon maçından 2 gün aradan sonra çıktığı Antalya deplasmanında 2 net gol pozisyonunu harcayarak 0-0 kaldığı maçtan sonra "fiziksel açıdan yetersiz" kalmakla eleştiriliyor. Galatasaray 4 gün aradan sonra evinde olmayan frikikten bulduğu golle 1-0 kazandığı maçtan sonra alkışlanıyor.
Gerçekte durumun ne olduğu aşağıda:
Kötü diye eleştirilen Fenerbahçe 24 gol attı 14 gol yedi. Ligi kasıp kavurduğu söylenen Galatasaray 27 gol attı 11 gol yedi. Gelen giden tablosuna bakınca Fenerbahçe'nin nasıl bir karakter ortaya koyduğu daha iyi anlaşılabilir.
Fenerbahçe
Gelenler: Orhan Şam, Serdar Kesimal, Sezer Öztürk, Henri Bienvenu, Reto Ziegler
Gidenler: Mamadou Niang, Emanuel Emenike, Andre Santos, Lugano, Daniel Guiza, Gökhan Ünal
Galatasaray
Gelenler: Selçuk İnan, Ceyhun Gülselam, Sercan Yıldırım, Fernando Muslera, Emmanuel Eboue, Albert Riera, Tomas Ujfalusi, Felipe Melo, Engin Baytar
Gidenler: Arda Turan, Barış Özbek, Mustafa Sarp, Harry Kewel, Lucas Neill, Lorik Cana, Robinson Zapata
Bu arada bir de fikstürün "Aziz"liği var.
Fenerbahçe 2 gün arayla 2 maç yaptı, Galatasaray 1 maç.
Fenerbahçe 3 gün arayla 6 maç yaptı, Galatasaray 3 maç.
Fikstürde resmen şike var. Utanmasalar günde çift maç yaptıracaklar ama işte diğer takımları düşünüyorlar.
Fenerbahçe hiçbir deplasman maçını haftasonu oynayamadı! Beşiktaş ve Galatasaray maçları dahil bütün deplasman maçları hafta içinde oynandı. Şükür maçları 18.00 gibi ideal(!) saatlerde oynuyoruz, mazallah 11-12 arası da oynayabilirdik halı saha gibi..
Spor kanallarının "Tarihte Bugün" bölümünde, Galatasaray'ın resmi sitesinde "Galatasaray'ın son Kadıköy galibiyeti" yer alırken, Galatasaraylılar biraz fazla uçmuyor mu?
http://www.galatasaray.org/tarih/tarihte_bugun.php
Gerçekte durumun ne olduğu aşağıda:
Kötü diye eleştirilen Fenerbahçe 24 gol attı 14 gol yedi. Ligi kasıp kavurduğu söylenen Galatasaray 27 gol attı 11 gol yedi. Gelen giden tablosuna bakınca Fenerbahçe'nin nasıl bir karakter ortaya koyduğu daha iyi anlaşılabilir.
Fenerbahçe
Gelenler: Orhan Şam, Serdar Kesimal, Sezer Öztürk, Henri Bienvenu, Reto Ziegler
Gidenler: Mamadou Niang, Emanuel Emenike, Andre Santos, Lugano, Daniel Guiza, Gökhan Ünal
Galatasaray
Gelenler: Selçuk İnan, Ceyhun Gülselam, Sercan Yıldırım, Fernando Muslera, Emmanuel Eboue, Albert Riera, Tomas Ujfalusi, Felipe Melo, Engin Baytar
Gidenler: Arda Turan, Barış Özbek, Mustafa Sarp, Harry Kewel, Lucas Neill, Lorik Cana, Robinson Zapata
Bu arada bir de fikstürün "Aziz"liği var.
Fenerbahçe 2 gün arayla 2 maç yaptı, Galatasaray 1 maç.
Fenerbahçe 3 gün arayla 6 maç yaptı, Galatasaray 3 maç.
Fikstürde resmen şike var. Utanmasalar günde çift maç yaptıracaklar ama işte diğer takımları düşünüyorlar.
Fenerbahçe hiçbir deplasman maçını haftasonu oynayamadı! Beşiktaş ve Galatasaray maçları dahil bütün deplasman maçları hafta içinde oynandı. Şükür maçları 18.00 gibi ideal(!) saatlerde oynuyoruz, mazallah 11-12 arası da oynayabilirdik halı saha gibi..
Spor kanallarının "Tarihte Bugün" bölümünde, Galatasaray'ın resmi sitesinde "Galatasaray'ın son Kadıköy galibiyeti" yer alırken, Galatasaraylılar biraz fazla uçmuyor mu?
http://www.galatasaray.org/tarih/tarihte_bugun.php
8 Aralık 2011 Perşembe
Derbi
Galatasaray maçındaki ilk 11
Durum herkesin gördüğü gibi açık ve net. 17de 16 yapmış bir takım olarak patlak veren soruşturma sonucu Ziegler hariç istenilen seviyede transfer yapamadık, üzerine bir de 4 oyuncumuzu kaybettik. Bunun üzerine bir de Bekir ve Mehmet Topuz'un sakatlıkları bizi yabancı kontenjanı açısından da sıkıntıya soktu. Rakip cephede ise durum farklı tabi. Muslera, Melo, Eboue, Ujfalusi, Elmander, Riera gibi transferler yaptılar. Psikolojik olarak daha güçlüydüler.
Ama...
Bütün bu olumsuzluklara rağmen kazanabilirdik. Fenerbahçe bundan önce, -daha önce bu taktikle maça başladığımızı hatırlamıyorum- öne geçtiği maçlarda 4-3-3 sistemine geçip Alex'i merkez forvet pozisyonunda oynatarak skoru tutmaya çalışıyordu. Bu sisteme geçtiğimizde gol yollarında kısır olduğumuz, ilerde top tutamadığımız için de defansta aksadığımız çok maç oldu. Aykut Hoca'nın kafasındaki plan bilinmez ama, bana göre Alex'in merkez forvet olduğu, önünde koşu yapan bir oyuncu olmadığı maçlarda Fenerbahçe rakibine resmen üzerime gel çağrısı yapıyor. Hele sağda Bienvenu olunca Fenerbahçe ne sağdan ne ortadan hücum edebildi. Topu Alex'le buluşturduğumuz anlarda da Alex mecburen geri Emre'ye döndü, Emre de kalabalık defansın içine girmemek için daha geriye Selçuk Caner veya Ziegler'e oynadı.
Gençlerbirliği maçındaki ilk 11
Bana göre Fenerbahçe 4-3-3 riski yerine klasik düzeniyle, forvette Bienvenu, arkasında Alex, sağda Özer, solda Caner ile başlamalıydı. Özer ne kadar kötü gününde olursa olsun, defansı bırakmayan, hücumda da top almaya çalışan biri. Bienvenu'nun arkasında kalan boş alanda şov yapan Bilica biraz olsun durdurulabilirdi ve Fenerbahçe Alex'ten daha çok verim alarak istediğini yapabilirdi.
Hayal kırıklığıyla geçen ilk 10 dakika sonrası maç kendini belli ediyordu. Aykut Hoca'dan maçı kurtarmak adına bir hamle bekledim ama gelmedi. İlk yarı 1-0 bitse ikinci yarı çevirme ihtimalimiz çok yüksekti ama sağolsun Bilica umutlarımızın içine etti. İkinci yarıda da gerçek kanat oyuncularıyla sahaya çıkınca maçı çevirme sinyalleri verdik. Stoch'un direkten dönen topu, Caner'in gördüğüm kadarıyla penaltı olan pozisyonu, maçın bizim adımıza en net fırsatlarıydı. İkisinden birini gol yapabilseydik eminim ki şu anda yenilginin hazımsızlığını değil, geri dönüşün keyfini yaşıyor olurduk. Gol atacağımız dakikalarda da Bilica yeniden sahneye çıktı ve maçı 3-0'a getirdi.
Fenerbahçe'nin rakibine bin üç yüz bilmem kaç gün sonra yenilmesine dövünmeye gerek yok, sonuçta yenilmez değiliz. Ama beni kahreden, bunca soruna, bunca eksiğe rağmen kazanabileceğimiz maçı bu kadar çok pozisyon vererek, 3-1 kaybetmek.
Aykut Hoca'nın bir daha böyle bir hata yapmayacağına güveniyorum. Bilica'yı da ezon başından beri çok geniş tuttuğumuz "canınız sağolsun" kontenjanından çıkartarak, tüm ekibin canı sağolsun diyorum.
28 Kasım 2011 Pazartesi
26 Kasım 2011 Cumartesi
Özer Hurmacı'ya Dost Tavsiyesi

Öncelikle belirtmek isterim ki bu satırlar ön yargıdan uzak, içinde bulunduğun kulübün şuan ki durumunu göz önüne alan formayı çıkarana kadar hiçbir futbolcudan umudunu kesmeyen bir taraftar tarafından yazılıyor.
Sevgili Özer, futbolu takip eden biri olarak söylemeliyim ki yeteneğinden şüphem yok. Gerek Ankaraspor'da gerekse Fenerbahçe'deki ilk sezonunda yaptıkların bu formayı giymek için yeterli kalitede olduğunu ispatlıyor. Yeteneğinin yanında istediğinde var yumruk şova gelirken hareketlerinden bu inancını da gördüğümü söyleyebilirim. Sahada basmadık yer bırakmıyorsun elinden geleni vermek istiyorsun buna Fenerbahçeliler şahit. Futbolun içinde olan sakatlıklardan en çok çeken profesyonellerden birisin bunun farkındayız. Bu seni depresifliğe itmesin yaşın itibariyle futbolda yapabileceklerin hayli fazla. Takımdan Mehmet Topuz ağabeyin çubukluyu yirmi yedi yaşında giydi. Sen daha yirmi beşsin umudunu kaybetmeye hakkın yok. Takım olarak psikolojik bir savaştan geçiyorsunuz. Dışarıdan ne kadar etkilenmeyin tavsiyelerinde bulunsakta yaşayan bilir. Yirmi beş milyonun onur mücadelesini sırtına almış yirmi beş adamdan birisin. Şu an aklıma gelmeyen birçok nedeninde farkında olduğumu belirteyim.
Farkında olduklarımı belirttikten sonra geldik naçizane tavsiyelerime; Öncelikle Mehmet Topuz ağabeyinin takımda yer bulmasını hatırlatayım. O da geldiğinde sakatlık yaşamış bir süre oynamamıştı. Sağ açık mevkinde oynamaya başladı Fenerbahçe gibi bir takımda öncelikle takımın bir parçası olması dişlilere uyması gerekiyordu. Vasat performansla başlayıp asli görevlerini yerine getirerek maç oynayarak azar azar üzerine koyarak güven kazandı ve bunun üzerine karakterinden farklılıklarını katarak kadronun değişmez elemanı oldu. Sen bunlara benden daha yakın şahit oldun. Benim görmediğim birçok noktayı da gördüğünü tahmin ediyorum. Mehmet Topuz'la kıyaslarsak potansiyelin daha fazla bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Mehmet ağabeyine göre fiziksel olarak eksikliğin var ama kapatılabilir. Altyapı eğitiminle mental olarak ondan üstün olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim bu fark kapatılamaz. Form tutup kaliteni sahaya tamamen yansıtabilmek için şans bulduğunda 1. viteste başlayıp formunu kısa zamanda yükseltmeni öneririm. 4. 5. viteste kalkıp hızlanmak uzun zaman alır. Kapasiteni oyun zekanı sahaya tamamen yansıtabilmek için güvene ihtiyacın var. Bu güvene ulaştığında yavaş yavaş gerçek Özer'e ulaşacağına şüphem yok.
23 Kasım 2011 Çarşamba
Bilmediklerim
'Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp' demiş çok iyi çok güzel demiş atalarımız, bugünlerde facebook ergenlerinin benimsediği 'Sevdiğini serbest bırak dönerse senindir dönmezse elindir' var bir de.
Konumuz ise Diego Lugano, sevdiğimizi serbest bıraktık ya sağolsun o da dönmek istiyor. Gelsin başımızın üstünde yeri var iyi futbolcudur kendileri. Ama gelmek istediği yer neresi Fenerbahçe. İstanbul'a yaşamak için değil Fenerbahçe'de futbol oynamak için gelmek istiyor. Fenerbahçe sadece iyi futbolculardan oluşan bir futbol takımı mı? Fenerbahçelilik futbol takımının başarısına odaklı bir aidiyet mi? Fenerbahçe son maçta kaybettiğinde en rezil bizler miyiz? Biz Fenerbahçeliler kendimizi öyle mi görüyoruz. Türkiye'nin kalan dörtte üçünün gördüğü gibi mi? Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. İkinci yolu mu seçmek istiyorsunuz? Bütün mutluluğumuz takımın iyi futbolculardan oluşması mı?
Sizi bilmemde benim için öyle değil. Ben bu formayı içindeki futbolcuların yüzü suyu hürmetine sevmedim. Yakıştıramıyorum ihanet edenleri, kirlendiğinde zevkle yıkadığım formama. Kusuruma bakmayın beni de böyle kabul edin. Ben kimi yakıştırıyorum söyleyeyim. Şampiyonlar Liginden men edilmemizin ertesi günü basın toplantısında konuşurken dudakları büzülen, hepimiz gibi bütün içtenliğiyle dokunsan ağlayacak kıvamda olan Volkan Demirel'e yakıştırırım. Eee onunda jöle mevzu var küfretti taraftara... Saygısızlık karşılıklıdır karşılıklı olan duyguları tercih ederim. Diego Lugano taraftarın sevgisine profesyonellikle karşılık verdi. Saf profesyonellik, ilk geldiği günden beri. Zamanında onu bile fazla görenler oldu onlara girmeyelim. Mevcut sözleşmesinden çok daha iyi şartlar olmamasına rağmen başka takıma gitmek istedi Lugano. En zor günümüzde. Bana göre ihanet etti. Mamadou Niang'ta ayrıldı bu takımdan ama onunki daha geçerli bir nedendi. Zaten o sözleşme teklifini kulüp normal şartlarında iken bile kabul etmesi normaldi.
Özet:Bu yazı uzun kaçtı özet geçeyim dedim.Ben en samimi duygularımla bağlı olduğum renklerde kendimden bir şeyler görmek istiyorum. Bu formayı giyen sporcularda biraz amatör ruh ve samimiyet istiyorum. İşi gücü bırakıp caddelerde biber gazı yiyenler olarak hak ediyoruz, fazla şey değil bence. Fenerbahçe'yi sadece iyi futbolcular sanan tatlı su Fenerlileri ne düşünüyor gerçekten bilmiyorum.
21 Kasım 2011 Pazartesi
Yazıktır-Günahtır
Memleketinden binlerce kilometre öteye, bu uzak diyara, ekmek parası kazanmaya gelen binlerce zorlukla eziyetle karşı karşıya bırakılan Fil Dişi Sahili vatandaşı iki futbolcunun yürek burkan görüntülerini izlettirmek istiyorum sizlere sayın seyirciler. Gerçi birisi bu eziyete dayanamadı ve gitti sezon başı geri getirilmek istense de bir kere ağzı yandığı için dönüp bakmadı bile. Diğeriyse gitmek için gün sayıyor...
Öncelikle yüreklerinizi dağlayacak bu görüntüleri izlerken herhangi bir ruhsal travma yaşamamanız için buradaki(mümkünse ctrl'ye basarak) müziği sesi fazla açmadan dinlemenizi ve izlerken videoların sesini kapatmanızı şiddetle öneririm.
Maalesef bu dram karşısında gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Ağlamaktan başka elimizden bir şey gelmiyor işte bu yüzden kendimizden ne kadar utansak azdır. Bu eziyete kayıtsız kalıyoruz ve dilsiz şeytanlar kontenjanında yerimizi ayırtıyoruz.
Madalyonun öbür yüzüne baktığımızda bu zulmün sadece tribünden futbolculara uygulanmadığını, şuradan (mümkünse ctrl'ye basarak) dinleyeceğiniz bir diğer fon müziğimizle bazı futbolcularında yeteri kadar zalim olduğunu, tribündeki en mülayim insanı bile en masum değerlerine hakaret ederek çileden çıkarabileceğini, tahrik edebileceğini, görüyoruz.
Utanmaz bir de hiçbir şey olmamış gibi topu köşeye dikiyor.
16 Kasım 2011 Çarşamba
Uruguaylı

Yıllarca sağlam defans açlığı çeken takıma ilaç gibi gelmişti. İyi savunmasının yanında savaşçı ruhunu golcülüğünü de getirmişti. Bunlarla birlikte taraftarın gözüne girmesi ve Can Arat'ın kızağa çekilmesi de kaçınılmaz oldu. Özellikle golcülüğüyle Luciano'yu aratmıyordu. Şimdi gitti ikisini de arıyoruz. Aldığı paranın sonuna kadar hakkını veren nadir futbolculardandı. Maçlardan sonra forması kirlenmek güzeldir reklamları gibiydi. Formasından kan, ter ve çamur eksik olmuyordu. Maçtan sonra formasını da kimseyle değiştirmiyordu. Kirli kirli vermek ayıp olurdan ziyade forma kutsaldır taraftara ayıp olur diyordu Uruguaylı.
Her güzelin bir kusuru olur derler ya Uruguaylı'da biraz paracıydı. Tabi ki bu bana göre bir kusur hiçbir futbolcu babasının hayrına oynamaz ama Tota bunu abartıyordu. Transfer dönemi menajerini başka diyarlara otlanmaya salıyordu. Sözleşmesi bittiğinde menajeriyle birlikte İtalya'da ki bütün kulüpleri gezmeyi ihmal etmeyip yine kürkçü dükkanına dönüyordu. Savaşçılığı taraftar için ne kadar sempatikse çubukluya kürkçü dükkanı muamelesi yapması o kadar iticiydi.
Son sezonunda Yobo başkanın gelmesiyle kürkçü dükkanı sakinleri yıllardır aradığı savunma tandemini (Uche-Hogh) ikilisinden sonra bulmuştu ama masal kısa sürdü. Malum 3 Temmuz'dan itibaren yaşananlar 2006 Juventusunu hatırlatırken bende size sarı bir Çekoslovakyalılaştırılmış vatandaşın sözlerini hatırlatırım ''Eğer bir takım küme düşerse futbolcular gider, adamlar kalır-Pavel Nedved'' Sarı Uruguaylı bu tanıma uyamadı. Takım küme düşmeden o gemiyi terk etti. Menajeri aklını çeldi vs. ben menajer tanımam arkadaş ben sahada ki Uruguaylıyı bilirim. Tek dileğim yolun açık ve buralardan uzak olsun. Çubukluyu artık giymeni istemesem de bu topraklarda başka formayla görmeyi de hazmedemem.

15 Kasım 2011 Salı
Pes!
Kaçırılan Deniz Otobüsü
Kartepe deniz otobüsü geçenlerde bir terörist tarafından kaçırılmıştı hatırlayacağınız üzere. 18.30'da kaçırılan deniz otobüsü saatlerce Marmara'da serseri mayın gibi dolaştı. Saat 05:35'de de operasyona karar verildi. Şaka gibi değil mi? Üzerinde silah ve 400 gram patlayıcı bulunan bir terörist, 11 saat boyunca masum insanlarla baş başa kaldı, Marmara'da cirit attı.
Yetkililer operasyon başarılı diyorlar, gülesim geliyor. Eğer terörist üzerindeki bombayı patlatmak isteseydi, ne olacaktı? Operasyon devletin hangi becerisi sayesinde başarılı? O deniz otobüsündeki insanların şu an yaşıyor olmalarının tek nedeni, teröristin bombayı patlatmamış olması. Diğer bir deyişle, teröristin başarısızlığı.
Kısacası, teröristin insafına kaldık..
Yine, yeniden polis cinneti
Gelelim başka bir başarı hikayesine.. Haberde aynen şunu diyor: "Cinnet geçiren polis karısını ve amirini öldürdü. Olayın ardından evine dönen V.A, polis ekiplerince gözaltına alındı."
Polis eve gidiyor, karısını öldürüyor, kayınvalidesini yaralıyor. Elini kolunu sallaya sallaya evden çıkıp polis merkezine gidiyor, POLİS MERKEZİNDE, POLİS AMİRİNİ öldürüyor. Tekrar elini kolunu sallaya sallaya merkezden çıkıyor ve evine gidiyor. Sanki ekmek alıp bakkaldan çıkar gibi, amiri vurup çıkıyor.
"Polis memuru nasıl kaçtı?" diye soruluyor emniyet müdürüne olay sonrası gazeteciler tarafından. Cevap şu: "Kaçmadı, evine gitti." Bu kadar yani.. Cinnet geçiren bir adam, 2 kişinin katili bir adam evine gitmiş, ne sorun var bunda canım abartmayın. O kadar da olsun artık, emniyet her kaçanı yakalayacak diye bir kural mı var?
Bu adam eve giderken yoldan geçen biriyle çarpışsa ne olacaktı? Bu adam yolda "ters baktı" diye, birine daha vursa ne olacaktı? Ama vurmadı diye, başka birinin daha canını almadı diye, sorun yok galiba. "Adam evine gitti" sadece!
Kısacası, şansımızın insafına kaldık..
14 Kasım 2011 Pazartesi
Ruhunu Sevdiklerim
Uzun zamandır yazmıyorum konu olmadığından değil üşendiğimden ama sabır taşı çatladı. Konumuz milli takım, malumunuz milli takım Euro 2012'ye katılmak için oynadığı play-off 'un ilk ayağı olan maçı 3-0 kaybedip tur şansını zora soktu. Zora soktu sporun klişelerindendir ama zora sokmak burada yanlış oldu ülke olarak turnuvayı kafada bitirdik diyebilirim. Buna neden olan sadece futbol takımı veya teknik heyet değildi. Onlar kadar belki onlardan daha fazla pay sahibi olan tribündeki adamcıklardı. Maça takımı desteklemek dışında amaçlarla giden bu adamcıklar, dikkat edin taraftar demiyorum. Taraftar, takımını destekler yeri geldiğinde protesto eder ama böylesine önemli bir maçta daha skor 2-0 iken oyuncuları demoralize etmek taraftarlıkla alakası olmayan bir olay. Farklı kuyruk acılarını bir nebze dindirmek için o tribünde bulunan adamcıklar işin ucunda milli takım olduğunu bile bile bu eylemlerini gerçekleştirdiler. Zaten takım kötüydü maç farka gitmişti vs. gibi kendilerini savunan cümleler kurabiliyorlar ki haklılar. Kuyruk acılarının çıkış noktası olan bu inanç eksikliği karakterlerine işlemiş bir durum. Oysa farklı karakteri olan camianın taraftarı 3-0 dan 4-3 maç çevirmelere imkansız denilen yerden zirveye çıkmalara alışkındır. Sadece kulüp olarak değil milli takımın Euro 2008 hikayesi tazeliğini korurken tribündeki adamcıkların durumu inanç eksikliğinden ziyade art niyeti barındırıyor. İçlerindeki bu art niyete karşılık yedikleri küfür bu güruhun zoruna da gidiyor, enteresan. Benzer olayların önceki milli maçlarda yine aynı statta yaşanmış olmasına rağmen ısrarla aynı stada maç veriliyor olması daha da enteresan.
Etiketler:
3-0 dan 4-3,
Milli Takım,
Rakı,
TT Arena,
Volkan Demirel
4 Ekim 2011 Salı
Lacivert'e dönsün Retrolar

Çubuklu forma Fenerli için arma kadar semboliktir. Her sene değişik modellerde formalar tasarlansa bile çubuklunun yeri sabittir. Bir kaç değişiklikle çubuklu forma çağa ayak uydurur. Bu seneki çubuklu forma fotoğrafta görüldüğü üzere, kollar her zamanki gibi lacivert ama ortadaki çubuklar retro mavisi ve gayet şık. Bu yeni formanın bir özelliği var ki beni mest ediyor. Forma ıslandıkça, onu giyen cengaver terledikçe retro mavisi lacivert'e dönüşüyor. Forma adam seçiyor bildiğin. Malum bu sene retrolar daha çok lacivert'e dönüşecek... Sarı lacivert'e çalınan karayı formadaki ter temizleyecek. Retro mavisi lacivert'e dönüştükçe, kara çalanlar formalarının renkleriyle birlikte yüzlerinin rengini değiştirecek. Kimseden bir şey beklemeden sürülen bu lekeyi yine bizim tribündeki nefesimiz, sahadaki yüreklerin enerjisi, akıttığı helal teri temizleyecek.
Her sabah güneş gibi Fenerbahçelilerin üzerinde aydınlanacak yine Fenerbahçe.

11 Eylül 2011 Pazar
Sergio Busquets ve Futbolun Adaleti
Barcelona'ya olan sempatim Marc Overmars'ın transferiyle başlayıp, Fifa 2001 oyunu ile uç noktalara taşınmışdı. Ani bir kararla bu sempatiye bugün son verme kararı aldım. Son yıllarda Barcelona bu kadar iyi bir takımken, 3-4-3 ile bizim memlekette futbol sandığımız şeylerden kopup gitmişken, Barcelona'yı izlemeyeceğim. Sebebi de tek bir oyuncu, resimde karizmasına hayran kaldığınız Sergio Busquets.
Notunu da düşelim. Tarih 10.09.2011, Real Sociedad - Barcelona maçı.
Biskuvit diye hitap ettiğim bu uyanık elemana ilk gıcık olmam Inter maçıyla başlar. Barça o maçta 90 dakika tek kale oynamasına rağmen turu geçmesine yetecek skoru elde edemedi. Sebebinin hep bu hıyar olduğunu düşünürüm.
Burda da uyanık Busquets topa dokunmasa, top büyük ihtimalle direkten dönüp Barçalı oyuncularda kalacak. Fakat Busquets dokununca top yön değiştirdi ve Sociedadlı oyuncunun önünde kaldı ve gol oldu. Maç da 2-2 bitti.
Herneyse, futbol kendi içinde dengeleri sağlıyor sağlamasına da, ben yine de Biskuvit'i cezalandırıyorum. Zaten gıcık olduğum adamın maçını izleyemiyorum, maçtan çok adama odaklanınca izlemenin tadı kalmıyor. Fener'e gelsin, Fener maçlarını da izlemem.
Çok da büyük konuştum ama neyse, gelmez zaten.
24 Temmuz 2011 Pazar
Ali Şen Ajansı

'Ali Şen Başkan, Fenerbahçe Şampiyon' sloganlarıyla çocukluğu geçmiş bir Fenerbahçeli olarak benim gözümde Ali Şen Fenerbahçe'nin bilinmezi esrarengizidir. Ali Şen'le ilgili bir deneme yazmadan önce şu haberi paylaşayım dedim.
İlk haberden bir bölüm:
Eski Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Şen, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ı Metris Cezaevi'nde ziyaret etti.
Ziyaretin ardından Metris Cezaevinden çıkarken basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Şen, Aziz Yıldırım'ı ziyaret ettiğini belirterek, şunları söyledi:
''Kendisini gayet iyi ve moralli gördüm. Bunların gelip geçici olduğunu konuştuk. Cezaevi müdürü dahil herkes inanılmaz yardımsever. Herkes elini uzatıyor. Bütün Fenerbahçelilerin şunu bilmesini istiyorum, herkes sakin olmalı, başkan emin ellerde, sağlığı da iyi.''
Ziyaretin ardından Metris Cezaevinden çıkarken basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Şen, Aziz Yıldırım'ı ziyaret ettiğini belirterek, şunları söyledi:
''Kendisini gayet iyi ve moralli gördüm. Bunların gelip geçici olduğunu konuştuk. Cezaevi müdürü dahil herkes inanılmaz yardımsever. Herkes elini uzatıyor. Bütün Fenerbahçelilerin şunu bilmesini istiyorum, herkes sakin olmalı, başkan emin ellerde, sağlığı da iyi.''
diyor Ali Şen Başkan
''Metris Cezaevi'nde tutuklu bulunan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, rahatsızlanarak Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı.
Koluna serum şişesi bağlanan Yıldırım, yoğun güvenlik önlemleri altında hastaneye girdi. Fenerbahçe eşofmanı ile Acil Servise yatırılan ve buradaki tedavisi tamamlanan Aziz Yıldrım'ın, özel odaya alındığı ve tedavisinin bu odada sürdürülüceği belirtildi.''
Koluna serum şişesi bağlanan Yıldırım, yoğun güvenlik önlemleri altında hastaneye girdi. Fenerbahçe eşofmanı ile Acil Servise yatırılan ve buradaki tedavisi tamamlanan Aziz Yıldrım'ın, özel odaya alındığı ve tedavisinin bu odada sürdürülüceği belirtildi.''
İki haber arasında 9 saat fark var. Ali Şen Başkan'ın maşallah dediği 9 saat sonra kendini acil serviste buluyor. Ali Şen'e akıl ermez zorlamamızın bir manası yok.
Etiketler:
Ali Şen,
Aziz Yıldırım,
Fenerbahçe,
Sporx
Yaşlı Kurt

Ünal Aysal 1941 doğumlu, yani yaş yetmiş. İbra edilemeyen Galatasaray yönetiminden sonra Mayıs ayında başkan oldu. 3 sene başkanlık yapar bırakırım diyor malum bir ayak çukurda. Dededen başkan olur mu? Hoca oluyor da başkan neden olmasın. Hadi oldu. Kurumsal yapı profesyonellik gibi kelimeler ağzındaydı ilk zamanlar, şimdi eser yok. Madrid'e uçak kaldırmalar taraftar istiyor diye Drogba'lar Lauro'lar...
Zaten Galatasaray taraftarının isteği hiçbir zaman değişmez. Transfer! Transferle yatar transferle kalkar. İsterse kulüp batsın ama bir şekilde iyi topçu alınsın o kadar. Bu ara işi çözmüşler başkanlarını dedesini kafaya alan hınzır torun gibi kafaya alıyorlar.-Dede Drogba -Dede Lauro...Transferle bitse iyi, iyice azıttılar kukla gibi kullanıyorlar başkanlarını istediklerini söyletiyorlar. Aydınlar'ın ismini ilk ortaya atan tayfanın içinde de vardı tam destek veren kulüpler birliği toplantısında da... Taraftar baskısıyla bir anda Aydınlar'ı azılı Fenerbahçeli ilan edip yangına benzin üfürme yeteneğini konuşturdu. Performansıyla göz doldurdu.
Görünen o ki Galatasaray 3 yıl başkanının dediği yönetimden kurumsal yapıdan ziyade taraftar tarafından yönetilecek. Başarı gelmezse taraftar istifa edecek değil ya başkanlarını bindirirler jetinde doğru Nobrain'e. Yeni başkan gelsin paralı. Bir Fenerbahçeli olarak bize giren çıkan yok nihayetinde klasik olacak ama -Beter olsunlar!
Ayrıca buradan kıymetli dedemiz Luis Aragones'e saygılarımı sunar mübarek ellerinden öperim.
Etiketler:
Aragones,
Lauro,
Mehmet Ali Aydınlar,
Nobrain
20 Temmuz 2011 Çarşamba
Şike Operasyonuyla Neler Gördük
Fenerbahçe yönetiminde gelecekte başkan olabilecek kabiliyete sahip kimsenin olmadığını, kriz anında Başkan yokken pasif kaldıklarını,
Fenerbahçe taraftarının her daim çubuklusunun peşinde olduğunu, nasıl kenetlendiklerini gördük zaten biliyorduk,
Fenerbahçe'nin sendelediğini görüp devrilir mi ümidiyle bekleyen bünyelerin ağızlarının suyunun ne denli aktığını daha yutkunmaya fırsat bulamadan salyalarını saça saça nasıl saçmaladıklarını,
Kaç aydır susmayan yarım akıllı Trabzonspor yönetiminin g*t korkusuyla susabileceklerini,
Görsel,işitsel meyda ve yazılı basının özellikle bir kısmının aldıkları emirlere koşulsuz itaat ettiklerini bizzat kukla olduklarını,
Forza kamillerin bir kez daha kamillikte açık ara zirvede olduklarını,
Flash Tv yaşlandırma tekniğinin yankıları sürerken fotoğraflardan şike tespit eden yeni bir tekniğin icat olduğunu mertliğin bozulduğunu,
Galatasaray başkanının yaşlı olduğunu taraftar tarafından bunak dede gibi kafaya alındığını, dün başka bugün başka konuştuğunu,
Duruşuyla tanıdığımız şerefli bir camiamızın duruş konusunda farkını koyduğunu bir kez daha gördük maddi değerlerden vazgeçmeden kuru kuru kupa iadesi ama olsun,
Polisin basına verdiği video montaj değilse! Aziz Yıldırım'ın beylik tabancalarıyla silahlı örgüt kurduğunu ve Parliament sigara içtiğini,
Deyim yerindeyse toy Tff yönetiminin kendisinden beklendiği üzere ne şiş ne kebap stratejisini,
Düşük tirajlı sözüm ona güzide bir gazetenin Anıtkabir ziyaretinin anlamını yorumlamaya çalıştığını,
Çarşı grubunun dünya görüşünün aniden değiştiğini tineri bırakıp beş vakit namaza başladığını,
Faik Işık'ın avukatlığıyla göz doldurduğunu kaliteli bir avukat olduğunu,
Osman Tanburacı'nın bir avukatı taraflı olduğu gerekçesiyle eleştirdiğini,
Polisin biber gazı sıkma meziyetinin yanında şike tespiti meziyeti olduğunu,
Türkiye'nin en büyük spor kulübünün başkanına kamuoyunun gözü önünde katil muamelesi yapıldığını, eşkal fotoğrafının basına sızdırılabildiğini gördük robot resminin çizilmemesine çizildiyse bile yayınlanmadığına teessüflerimizi bildirelim.
Uzun süre sessiz kalmasıyla şaşırtan yarım akıllı Trabzonspor yönetiminin bomba gibi dönüş yaptığını ''17 de 16 görülmüş bir olay değil'' açıklamasıyla gördük...
Ve daha neler göreceğiz biz buradayız

Problem Çocuk
Trabzonspor son 2 yıldır nüktedan başkanın etkisiyle birlikte iyiden iyiye ligin problem çocuğu olmaya başladı. Baştan komik geliyordu da artık sıktı be kardeşim, biri insanlık namına sorsun şu Trabzon yöneticilerine "Aga bu nedir" diye..
Aga bu nedir? Mantıksızlığa bakar mısınız..
Suçu olan takımın küme düşeceği açıkça kanunlarda belirtilmişken, "suç ispat edilirse ligden çekiliriz" ne demektir? Lütuf mu bu? Bir de tabi ki Fenerbahçe'ye laf dokundurma çabası var. "Bakın onlar suçlu ama düşmeyecekler, biz suçlu olsak çekilirdik" gibilerden. Şovu bırakıp da adam gibi açıklasınlar, ellerinde delil var mı? Delil olmadan, ispat olmadan hangi hakla şampiyonluğu bekliyorsun be hey akıl küpü? Böyle aptal aptal cümleleri süsleyerek milleti kandırmaya çalışmaları gerçekten sinir bozucu.
Bakın biz çok namuslu takımız diye şov yapan bu hastaları Allah'a havale ediyorum.
"Ligden düşecek takımlar arasında anılmalarına tepki gösteren Trabzonspor yöneticisi Aydın, “Hakkımızda bir suç ispat edilirse ligden çekiliriz. Aksi haldeşampiyonluğu bekliyoruz” dedi."
Saçmalama sırası gelen zatı muhterem
Suçu olan takımın küme düşeceği açıkça kanunlarda belirtilmişken, "suç ispat edilirse ligden çekiliriz" ne demektir? Lütuf mu bu? Bir de tabi ki Fenerbahçe'ye laf dokundurma çabası var. "Bakın onlar suçlu ama düşmeyecekler, biz suçlu olsak çekilirdik" gibilerden. Şovu bırakıp da adam gibi açıklasınlar, ellerinde delil var mı? Delil olmadan, ispat olmadan hangi hakla şampiyonluğu bekliyorsun be hey akıl küpü? Böyle aptal aptal cümleleri süsleyerek milleti kandırmaya çalışmaları gerçekten sinir bozucu.
Bakın biz çok namuslu takımız diye şov yapan bu hastaları Allah'a havale ediyorum.
8 Temmuz 2011 Cuma
Tesadüf mü?
İşin suyu çıktı artık önüne gelen bir komplo teorisi üretiyor. Benim de aklıma bir tane geldi. Destekli sallamaya çalışacağıma söz vererek konuya gireyim:
1: Mahmut Özgener TFF Başkanlığı boyunca büyük bir kesim tarafından beğenilmişken, TFF Başkanlığı'na yeniden aday olması beklenirken, ne oldu da birdenbire aday olmayacağını açıkladı? Nereden baskı geldi, neyle tehdit edildi?
2: Fenerbahçe'ye başkan olmak için erken olduğunu söyleyen Mehmet Ali Aydınlar, çok ilginç bir kararla TFF Başkanlığı'na adaylığını açıkladı. Ne oldu da fikir değiştirdi?
3: Mehmet Ali Aydınlar'ın rakipleri olacağı konuşulurken, ne oldu da diğer rakipler birdenbire başkanlığa aday olmaktan vazgeçti?
4: Mehmet Ali Aydınlar'ın Aziz Yıldırım'dan sonraki olası Fenerbahçe Başkanlığı'nın önü tıkanarak, sermaye sahibi siyasilerin Fenerbahçe Başkanı yapma planı mı yapıldı? Fenerbahçe Başkanlığı için adı geçen isimler tesadüf mü?
5: Sporda Şiddet Yasası 14 Nisan tarihinde kabul edildiğine göre, 9 Nisan'da oynanan Fenerbahçe-Eskişehir maçı soruşturmaya dahil ediliyorken, hangi akla hizmet önceki şikeler ve kanıtları görmezden geliniyor? Bursa'nın küme düşme şikesi, BJK'nin 100. yıl şampiyonluğu, GS şampiyon olsun diye BJK'lilerin isteyerek yenilmesi.. Bunlar 14 Nisan'dan önce sayılmıyor mu?
Son 3 aydır üst üste gelip Fenerbahçe'yi tepetaklak eden bunca olay, tesadüf mü?
6 Temmuz 2011 Çarşamba
Geçmiş Olsun!
Ersan Gülüm geçen yıl sakatlandığı dizinden tekrar sakatlanmış ve ön çapraz bağda yırtık oluşmuş. Yazık.. Bu diz sakatlıklarının ne berbat birşey olduğunu çok yakından bilirim. Maalesef ki diz kapağı bir kez yerinden çıktı mı, ameliyat da olsan, takımdaki en güçlü dize de sahip olsan tekrar yerinden çıkabiliyor. Bu tür şeyler insanı psikolojik olarak da çok yıpratıyor. Bu tarz diz sakatlığının bundan önceki örneği ise Ronaldo. O da sakatlıktan sonraki -sonradan oyuna girdiği- ilk maçında sakatlanmıştı.
Geçmiş olsun, umarım eskisinden daha güçlü geri döner ve bir daha aynı acıyı yaşamaz..
Geçmiş olsun, umarım eskisinden daha güçlü geri döner ve bir daha aynı acıyı yaşamaz..
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Temizlig?
Sivas'ı yenip şampiyon olduğumuz akşam bile saklamamıştım Aziz Yıldırım'ı sevmediğimi, o gün istifa etse göbek atardım. Fakat bugün, işler biraz değişti.
Hiç uzatmadan söyleyeyim, suçlu olduğu ispatlanana kadar Aziz Yıldırım'ı canı gönülden destekliyorum. Aziz Başkan şu zor zamanda benim gözümde artık daha da büyük, daha da güçlü.
Olayları kronolojik olarak sıralayalım:
- Aziz Yıldırım'ın askeri sırları üçüncü şahıslara faksladığı iddia edildi.
- Başbakanın yakın çevresine Aziz Yıldırım ile ilişkisini kestiğini söylediği iddia edildi.
- Aziz Yıldırım gözaltına alındı.
- Aziz Yıldırım'ın siyasi içerikli kitaplar istediği kamuoyuna duyuruldu.
Biraz daha gerilere gidersek birkaç haber göze çarpıyor.
Biraz daha gerilere gidersek birkaç haber göze çarpıyor.
Mafya-futbol bağlantısı hakkında: http://www.milliyet.com.tr/-mafya-sahanin-tam-ortasinda-/pazar/haberdetayarsiv/11.05.2003/10501/default.htm
Sedat Peker'in futbol bağlantılarından bahsediliyor linkte. Aziz Yıldırım'ın Sedat Peker'in isteğini reddettiği de yazıyor. Sedat Peker'in isteğini kırmayıp forma vermeye giden Hakan Şükür'ün açıklamalarını da üzerine ekleyince, insanın aklına kirli işler geliyor.
Ek olarak bunu da vereyim tam olsun: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=414724
Bazılarının "Temizlig" dedikleri operasyona çamur çoktan bulaşmış.. Daha önce neredeydiniz?
19 Haziran 2011 Pazar
Veda Mektubu
Siz bu mektubu okurken Bilica belki çok uzaklarda olacak.Sivasspor Bülent Uygun önderliğinde ikinci defa şampiyonluğa oynarken takımın defansının değişmeziydi bu kel adam. Kupa maçında Kadıköy'de Küçük Volkan'a attığı frikik golüyle birçok Fenerbahçeli'nin dikkat radarına giriş yapmıştı. Defalarca yalanlanmasına karşın bir Haziran günü açıklanmıştı transferi. Haber ilk olarak Fenercell'lilere mesajla gelmişti. Nasıl bir kıyaksa artık Fenercell kullanıcıları bu mesaj için dava açsa kulübü süründürse yeridir ama yapmazlar. 'Bekir İrteğün ve Fabio Bilica Fenerbahçe'mizde' sevinçten bayrak asmadığım için hala hayıflanırım.
Ntv %100 futbol programında transferi değerlendiren Rıdvan Dilmen, Brezilyalı stoperi beğendiğini belirterek Sarı-Lacivert yüreklere su serper gibi yaptı sonundaki 'ama biraz ağır' eklemesi içlere kurt düşürdü. Aynı programa canlı yayına bağlanan Bülent Uygun kafalardaki soru işaretlerini bertaraf etti. Rıdvan Dilmen'in sorusu üzerine 'yok hocam ağır değil idmanlarda Balili'yi bile yakalıyordu' diyen Bülent Uygun, Rıdvan Dilmen'in meşhur tebessümüne maruz kaldı.
Bilica çubukluyu ilk giydiğinde yerine geldiği buz adam Edu'yu aratmıyordu. Edu'nun soğukluğunun aksine adrenalin seviyesi çok yükseklerde seyrediyordu. Edu'ya göre heyecan fazlası olan Bilica'nın Edu'ya göre zeka konusunda ciddi eksiğinin olması Fenerbahçe taraftarının dikkatinden kaçmadı. Zeka eksikliğini hırsıyla kapatmaya çalışan yeni Brezilyalı, futbol sahalarında nadir görülen davranışların kahramanı oluyor ve rakip takım taraftarının ağzına sakız olma görevini de üstleniyordu. Daha ikinci resmi maçında oyundan atılan Bilica marjinalliğini saha dışı olaylarla destekleyerek kısa sürede medyanın sevgilisi oluyordu.
Yakışmıyordu evet yüz yılı aşmış bir geçmişi olan kulübün sporcusuna bu davranışlar yakışmıyordu. Bilica kulübünün tarihini kaldıracak zeka ve kültürden yoksundu. Yiğidi öldürmeden hakkını vermek gerekirse Bilica saha içinde sorumluluktan kaçmayan, terinin son damlasına kadar mücadele eden, tekmeye kafa koyan gerekirse kafalara tekme atan bir adamdı. O da ıslıklandı Maldonado gibi o da bildiğini okudu*.İkamet ettiğim Eskişehir'e gideceği söyleniyor gördüğüm zaman fotoğraf çektirmek isterim imzasını da alırım koluma dövmesini yaptırırım. Yok artık.
Derimize kazımasakta seni kalbimize kazıdık Bilica. Kazdığın penaltı noktası, Arda'ya attığın yumruk, korner bayrağının oradaki rövaşatalar... Her ne kadar aklıselim taraftar onaylamasa da biz unutmayacağız. Kaleye gelen şuta kafasını eğen Deniz Barış'tan farklı bir yerin var kıymetin bilinmedi diyemem, evet ıslıklandın ama bir Alex kadar değil.
Güle güle 58 numara, güle güle Bilica
*Şahin Bakışlı Önlibero yazısında bahsettikten sonra sizin için araştırdım Maldonado 3 Ocak, Bilica 4 Ocak, bende 14 ocak doğumluyum yani oğlak burcu ve karakteristik özelliklerinden birisi kafasının dikine gitmek pek kimseye kulak asmamak.
17 Haziran 2011 Cuma
Şampiyon Fenerbahçe Ülker
Cinconlular direndiler ama efsane falan olamadılar. Serinin 5. maçını son saniye basketiyle kazanmanın cezasını kupayı Abdi İpekçi'de kazanarak verdik!
5'te 5!
13 Haziran 2011 Pazartesi
Adidas Roteiro
Yunanistan sürprizinin yaşandığı EURO 2004'ün harika topu Adidas Roteiro. Akan giden çizgileriyle beni benden almıştı zamanında.. Hala olsa da oynasak derim.
11 Haziran 2011 Cumartesi
Şahin Bakışlı Önlibero
2008 yılının soğuk bir Ocak akşamı. Nete son dakika haberi düştüğünü hatırlarım 'Fenerbahçe'nin yeni transferi Maldonado Türkiye'de!'.Appiah'ın sakatlığı filan derken Şampiyonlar Liğinde gruptan çıkmış ligde lider Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı vardı. Maldonado ismi nahoştu ve tanıdık gelmediği içinde işkillendik doğal olarak. Transfer dönemlerinin klişeleri Fm(Football Manager)'den özelliklerine bakmak ve Youtube.Fm'de top kapma:18 videolarda da kayarak mayarak iyi top kesiyor off tamam iş yapar ama yapmadı yapamadı. Oysa ilk açıklamalarında bununda sinyallerini verdi Şahin Bakışlı.
'Fenerbahçemiz için elinden gelenin en iyisini yapacağını söyleyen Maldonado sakin ve takım oyununa yardımcı olabilen bir yapısı olduğunu dile getirdi.' şeklinde haberin devamı. Gerçekçiydi yeteneğinin sınırlı olduğunu farkındaydı ve elinden gelenin en iyisini yapmayı kastetti. Sakinliğine laf söyletmedi sıfır riskle oynadı. Garanti pasları takım oyunu sevgisinin kanıtıydı ama onu modern futboldan uzak ülkede kimse anlamadı.
Ülkemizde her futbolcuya sabır gösterilir özellikle takım kazandığı zaman. Fenerbahçe'ye şanslı bir zamanda geldi. Takım Sevilla'yı eleyip ligde iyi giderken arada kaynadı 'iyi adam abi garanti oynuyor,sonradan açılır daha yeni geldi' gibi klişelerle kendimizi avuturken çok zaman geçti. Artık tekerin patlama noktası gelmişti. Ali Sami Yen deplasmanı adamı vezirde(bkz:Selçuk Şahin) eder rezilde eder. Şahin Bakışlının şansı Şahin soyadlının ki gibi olmadı. O maç taraftarın kafasında bittiği gündür Maldonado'nun. 45+ da ileri doldurmak yerine geriye attığı pası hala gözlerim dolarak hatırlarım. Ayrıca karlı bir Konya deplasmanında maç sonunda Şahin Bakışlı'nın formasını isteyen bir amca vardı onu da hatırlar gülerim.
İyi hatırlamasakta delikanlı adamdı be. Aragones 44. dakikada oyundan alırken ıslıklanıyordu ama o yine bildiğini okudu. Bu özelliğiyle kendime benzetip sempatik bulurum. Kimseye aldırmadan Lugano ve Edu'yla üçgen kurduğu gibi bloklar arası bağlantıyı kurmayı çok istedi fakat olmayan cesareti ve yeteneği buna engel oldu. Fenerbahçe tarihinin en önemli gollerinden birinin asistini yapan oyuncu olmasıda kaderin bir cilvesi olsa gerek.
Etiketler:
Aragones,
Maldonado,
Önlibero,
Selçuk Şahin
9 Haziran 2011 Perşembe
Şark Kurnazları
Bunu herkes farketmiştir ki, son birkaç yıldır Beşiktaş'ın mükemmel bir transfer planı var. Quaresma, Simao ve Guti'den bahsetmiyorum, Mehmet Topuz ve Ersan Adem Gülüm'den bahsediyorum.. Yüksek bonservisli Türk futbolcuları almak istediklerinde önce oyuncuyu ayartıyorlar, oyuncu çeşitli medya kuruluşlarına "Beşiktaş" diye ağlamaya başlıyor ve iş "bırakın beni yoksa oynamam"a kadar geliyor.
Mehmet Topuz: "Biz, bundan sonra ailecek Beşiktaşlıyız." demişti. Bir otel odasında 2 menejerin gözetiminde Beşiktaş forması giymişliği bile vardı. Ama Beşiktaş'ın bu transfer planını bozan 11M €'yu masaya atan Aziz Yıldırım olmuştu.
Aynı senaryo bu yıl yine başımıza geldi, bonservisi Adana'da olan Ersan: "Beşiktaş'tan başka takımda oynamam" dedi. Adanaspor'un istediği ücreti yüksek bulan Beşiktaş yönetimi medyayı da arkasına aldı.. Adanaspor başkanını ve yönetimini "fırsatçı" olarak itham ettiler. Sonunda Adana yönetimi BJK ile anlaştı ve Mehmet'i kandıramayan BJK, Ersan'da istediğini elde etti ve beni yine tiksindirdi..
Bu nasıl Beşiktaşlılık duruşu mu diyorsun? Ben tarif etmeyeyim, sen tahmin et..
2 Haziran 2011 Perşembe
Futbol Ateşi; Fenerbahçe ve Arsenal Benzerliği
Okuyan okumayan her futbolseverin dilinden düşürmediği meşhur Futbol Ateşi kitabında Nick Hornby, 125. sayfada şöyle bir paragrafa yer veriyor:
"1980 Kupası'nda Arsenal'in rakibi olan West Ham İkinci Lig'de oynuyordu ve bu düşük statü insanların onlara dört elle sarılmasına sebep oldu. Arsenal yenildi ve bütün İngiltere sevinçten çılgına döndü. Bu maçtan sonra İngiltere'de aziz mertebesine erişen Trevor, maçın tek golüyle tiksindirici canavarı alt etmiş, Hunlar geri püskürtülmüş, kadınlar ve çocuklar rahat, güvenli yataklarına geri dönmüştü. Peki ya bize, hayatlarının büyük bir kısmında kötü adamı oynamak zorunda bırakılan Arsenal taraftarlarına ne kalmıştı? Hiçbirşey. Dervişlere özgü sabrımıza, acıya katlanma gücümüze aşk olsun!"
Kısmete de bakın, bu paragraftaki Arsenal West Ham finali, Fenerbahçe Bursa lig yarışına aynen uyarlanabiliyor. Hatta 2. olan Trabzon için dökülen gözyaşlarını da hesaba katarsak tam uyuyor..
2010 Ligi'nde Fenerbahçe'nin rakibi olan Bursaspor hiç şampiyon olamamış bir Anadolu takımıydı ve bu düşük statü insanların onlara dört elle sarılmasına sebep oldu. Fenerbahçe son maçta Trabzon'a puan kaybetti ve bütün Türkiye sevinçten çılgına döndü. Bu maçtan sonra Türkiye'de aziz mertebesine erişen Onur, Fenerbahçe'nin bütün şutlarını kurtararak canavarı alt etmiş, Hunlar geri püskürtülmüş, kadınlar ve çocuklar rahat, güvenli yataklarına geri dönmüştü. Peki ya bize, hayatlarının büyük bir kısmında kötü adamı oynamak zorunda bırakılan Fenerbahçe taraftarlarına ne kalmıştı? Hiçbirşey. Dervişlere özgü sabrımıza, acıya katlanma gücümüze aşk olsun!
Demek ki heryerde varmış bu ve bunun gibi anlamsız insan toplulukları!
"1980 Kupası'nda Arsenal'in rakibi olan West Ham İkinci Lig'de oynuyordu ve bu düşük statü insanların onlara dört elle sarılmasına sebep oldu. Arsenal yenildi ve bütün İngiltere sevinçten çılgına döndü. Bu maçtan sonra İngiltere'de aziz mertebesine erişen Trevor, maçın tek golüyle tiksindirici canavarı alt etmiş, Hunlar geri püskürtülmüş, kadınlar ve çocuklar rahat, güvenli yataklarına geri dönmüştü. Peki ya bize, hayatlarının büyük bir kısmında kötü adamı oynamak zorunda bırakılan Arsenal taraftarlarına ne kalmıştı? Hiçbirşey. Dervişlere özgü sabrımıza, acıya katlanma gücümüze aşk olsun!"
Kısmete de bakın, bu paragraftaki Arsenal West Ham finali, Fenerbahçe Bursa lig yarışına aynen uyarlanabiliyor. Hatta 2. olan Trabzon için dökülen gözyaşlarını da hesaba katarsak tam uyuyor..
2010 Ligi'nde Fenerbahçe'nin rakibi olan Bursaspor hiç şampiyon olamamış bir Anadolu takımıydı ve bu düşük statü insanların onlara dört elle sarılmasına sebep oldu. Fenerbahçe son maçta Trabzon'a puan kaybetti ve bütün Türkiye sevinçten çılgına döndü. Bu maçtan sonra Türkiye'de aziz mertebesine erişen Onur, Fenerbahçe'nin bütün şutlarını kurtararak canavarı alt etmiş, Hunlar geri püskürtülmüş, kadınlar ve çocuklar rahat, güvenli yataklarına geri dönmüştü. Peki ya bize, hayatlarının büyük bir kısmında kötü adamı oynamak zorunda bırakılan Fenerbahçe taraftarlarına ne kalmıştı? Hiçbirşey. Dervişlere özgü sabrımıza, acıya katlanma gücümüze aşk olsun!
Demek ki heryerde varmış bu ve bunun gibi anlamsız insan toplulukları!
31 Mayıs 2011 Salı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




















